22 Kasım 2024 Cuma
Sokak Hayvanlarının Zorlu Mücadelesi 4 Nisan Sokak Hayvanları Günü
Terörün Gölgede Bıraktığı Doğa: Sessiz Mağduriyetin Hikayesi
Zambak
Brezilya’da Jaguar Tarih Yazdı: 2,3 Km’yi Yüzerek Geçti
Deprem korkusu kronikleşiyor! Kahramanmaraş 4.4’lük sarsıntı kaygıyı yeniden tetikledi…
İkinci Taş Teoremi: Medeniyet ve İlerleme

Zambak bitkisinin bizim için yeri ve önemi her zaman ayrıcalıklı olmuştur. Çiçeklerin evrensel anlamları bir yana, kimi zaman kişisel yaşanmışlıklarla harmanlanarak çok daha derin ve özel bir anlam kazanır. Kasım ayı, bizim için zambakların ayı… Çünkü kıymetli büyüğümüzü bu ayda kaybettik. Bu yazıyı yazarken ona ve sevgili kızına olan derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum. İçimde, bir yerlerde yeniden hayat bulan zambakların var olduğuna dair güçlü bir inanç taşıyorum; bizi hiç yalnız bırakmayan, ruhumuzda yankılanan o özel mesajlarla… Onların izleri, hayatımızda zarif bir zambak gibi sonsuza dek tazeliğini koruyacak.

Zamanı ve Mitleri Aşan Bir Çiçek: Zambağın Hikayesi
Doğanın bize sunduğu en zarif çiçeklerden biri olan zambak, sadece görselliğiyle değil, tarih boyunca insanlık için taşıdığı sembolik anlamlarla da büyüleyici bir bitki. Antik mitolojilerden Orta Çağ dini ikonografisine, aşkın masumiyetine kadar uzanan bu derin sembolizmin ardında, zambağın unutulmaz hikayeleri yatıyor.
Çok eski zamanlardan beri Yakın Doğu’ya özgü zambak (Lilium), kutsal annelik çiçeğiydi. Sümer, Babil, Asur ve Mısır mitolojisinde bereketin simgesiydi. Antik dinlerin birçok baş tanrıçasının çiçek amblemiydi. Girit’in tarih öncesi Minos döneminde (M.Ö. 3000), avcıların, balıkçıların ve denizcilerin Büyük Annesi ve Koruyucusu olan Dictynna olarak da adlandırılan Britomartis’in kutsal sembolüydü. Antik Yunan’da ay, toprak, hava, kadın hayatı, evlilik ve çocuk doğurma tanrıçası Hera’nın çiçeğiydi; ve antik Roma’da ışık, gökyüzü, evlilik ve annelik tanrıçası Juno’nun amblemiydi. (Çiçeklerin, bitkilerin ve ağaçların folkloru ve sembolizmi kitabından alıntıdır.)

Yunan Mitolojisi: Tanrısal Bir Annelik Mucizesi
Zambak, mitolojik köklerini Yunan panteonunun* güçlü tanrıçası Hera’nın sütüyle ilişkilendirilir. Gök gürültüsü ve şimşek tanrısı olan kocası Zeus, Herkül’ün doğumuna yol açan bir ölümlüyle ilişki yaşamıştır. Ancak Zeus, Hera’nın sütünün tanrıları büyütmek için en iyisi olduğunu biliyordu; bu yüzden Hera’yı uyutmak için uyuşturdu. Zeus, Hera’dan gizlice oğulları Herkül’ü emzirmeye çalışır. Hera’nın uyanıp Herkül’ü itmesiyle, göğsünden fışkıran süt damlaları yeryüzüne düştüğünde beyaz zambaklar ortaya çıkar. Gökyüzünde Samanyolu’nu, yeryüzünde ise saflığın, masumiyetin sembolü olan beyaz zambakları yaratan bu süt damlaları, bu çiçeğin annelikle bağdaştırılmasına da öncülük etmiştir.
Bu hikayede, beyaz zambak sadece bir annenin masum sevgisini değil, tanrısal bir doğuşu da temsil eder. Hera’nın sütü, zambağa tanrısal bir saflık yüklemiş ve onun varlığını kutsal bir hale getirmiştir. Bu nedenle Yunan mitolojisinde zambak, anneliğin, saflığın ve bereketin en güzel simgelerinden biri olarak görülür.
* Panteon (Yunanca: παν, pan, “bütün” + Θεός, Theos, “Tanrı”),[1] bir mitoloji ya da dine özgü tüm tanrıların birliğidir.
Roma Mitolojisi: Venüs’ün Kıskançlığı
Antik Roma, Yunan mitolojisinin sembollerini ve tanrılarını kendi kültürüne uyarlarken, zambağa yeni anlamlar eklemeyi de ihmal etmedi. Roma mitolojisinde aşk tanrıçası Venüs, zambağın saflığını kıskanır ve bu kusursuz güzelliğe müdahale etmek ister. Venüs, zambak çiçeğine pistilleri ekleyerek onun mükemmelliğini bozmayı amaçlar. Bu hikaye, zambağın güzellik, aşk ve saflığın bir arada yansıması olarak görülmesine vesile olur. Fakat aynı zamanda Venüs’ün kıskançlığı, aşkın saflığında bile kırılganlıkların olabileceği anlamını taşır.

Hristiyan İkonografisi: Meryem Ana’nın Saflığı ve Beyaz Zambak
Orta Çağ’a gelindiğinde, zambağın sembolizmi Hristiyan dünyasında bambaşka bir anlam kazanır. Beyaz zambak, özellikle Hz. Meryem ile ilişkilendirilir ve Hristiyan ikonografisinde** Hz. Meryem’in saflığını ve temizliğini simgeler. Cebrail’in, Meryem’e İsa’yı müjdelemeye geldiği sahnelerde çoğunlukla beyaz bir zambak yer alır. Bu beyaz zambak, Meryem’in masumiyetini, Tanrı’ya olan teslimiyetini ve annelik saflığını temsil eder.
Bu dini sembolizmin etkisi, Hristiyan kültüründe öylesine güçlüdür ki, zambak kiliselerde ve dini törenlerde uzun süre boyunca bir saflık ve kutsallık simgesi olarak kullanılır. Zambak, cennetsel bir çiçek olarak Meryem’i onurlandırmanın ve ona duyulan derin sevginin ifadesi haline gelmiştir.
**İkonografi veya dinî simgebilim, sanat tarihi biliminin bir dalıdır. Bilim insanlarınca “ikonografi” adıyla anılır. İkonografi, dinî bir konunun sanata aktarılması sonucu ortaya çıkarılan sanat eserlerini inceleyen ve dinî simgebilimin tarihsel gelişimini gözlemleyen bir bilim dalıdır.

(https://powo.science.kew.org/taxon/urn:lsid:ipni.org:names:537642-1)
Paskalya Zambağı Lilium longiflorum
Zambak, en çok Paskalya ile ilişkilendirilir ve diriliş ile yeniden doğuşu simgeler. İsa Mesih’in dirilişini kutlamak için kiliselerde sıklıkla sergilenen zambaklar, Paskalya döneminde “Paskalya Zambağı” olarak anılır. Bu güzel beyaz çiçekler, saflığı, zarafeti ve yaşamın ölüm üzerindeki zaferini simgeler; Hristiyan inancındaki diriliş kavramını mükemmel bir şekilde yansıtır.
Zambak ve Doğa Döngüsü: Yeniden Doğuşun Simgesi

Zambağın bir diğer mitolojik hikayesi ise Yunan yeraltı tanrısı Hades ve bahar tanrıçası ile ilişkilidir. Rivayete göre, Persephone bir gün çiçek toplarken zambağa uzanır. Zambağın büyüsüne kapıldığı anda yer yarılır ve Hades onu kaçırır, onu yeraltına götürür. Persephone’nin yeryüzünden ayrılması doğanın solmasına, onun geri dönüşü ise baharın yeniden başlamasına neden olur. İşte bu döngü, zambağın aynı zamanda ölüm ve yeniden doğuşu simgelemesini sağlar. Bu hikaye, zambağa mistik bir anlam kazandırır: her solgun yaprağın ardından yeniden açma umudunu, sonsuz bir döngüyü temsil eder.

Orta Çağ Avrupası’nda Zarafet ve Onur Simgesi
Orta Çağ’a kadar zambak, Avrupa’da estetik ve onur simgesi olarak kabul edilmiştir. Fransız Bourbon Hanedanı, zambağın bu estetik zarafetini hanedan sembolü haline getirmiştir. Üç yapraklı bir zambak figürü olan fleur-de-lis, kraliyet ailesinin gücünü, soyluluğunu ve asaleti simgeler. Bu zarif çiçek, sadece bir bitki değil, toplumsal düzenin, gücün ve bağlılığın temsilidir.
Zambak Tasviri
Doğal güzelliği ve sembolizmi nedeniyle erken sanatta özellikle frizlerde, seramiklerde, taş oymalarında ve sikkelerde tasvir edilmiştir. Daha sonra özellikle Rönesans Hristiyan sanatında düzenli olarak ortaya çıkmıştır.

Aynı zamanda önemli bir arma sembolü olup, en son 1996 yılında Dundee Şehri’ne verilen Arma’da kullanılmıştır.
Günümüzde zambaklar hâlâ düğünlerde, cenaze törenlerinde ve diğer özel günlerde tercih edilen çiçekler arasında yer alıyor. Saflık, güzellik, sadakat ve bağlılık gibi sembolik anlamlarını hala taşıyorlar. Zambak, ölüme ve yaşama duyulan saygının ifadesi olarak bir cenazede huzuru ve geçişi simgelerken, bir düğünde ise sadakati ve birlikteliği temsil eder.
Zambağın geçmişten bugüne taşıdığı bu anlamlar, onun bir çiçekten çok daha fazlası olduğunu gösteriyor. Mitolojik kökleri, tanrıçalara ve krallara kadar uzanan sembolik derinliği, bu zarif bitkinin insanlık tarihinde nasıl bir rol oynadığını anlamamızı sağlıyor. Zambak, her dönemde kendine yeni anlamlar katmayı başarmış bir çiçek; belki de bu yüzden asırlardır seviliyor, saygı duyuluyor ve dünyanın dört bir yanında hayranlıkla yetiştiriliyor.
Lehner, E., & Lehner, J. (2003). Folklore and symbolism of flowers, plants and trees. Courier Corporation.
Göktürk, İ. B. (2021). Bizans Taş Eserlerinde Zambak (Fleur-de-Lis) Motifi: Tipolojik Bir Değerlendirme. Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, (52), 163-181.

Çiğdem (Crocus L.) Süsengiller (Iridaceae) familyasında bulunan ve Türkiye’de yayılış gösteren takson sayısı bakımından en zengin geofit cinslerinden biridir.Çiğdem bitkisinin mitolojik ve kültürel anlatıları, farklı medeniyetlerde önemli bir yere sahiptir.
Yunan mitolojisinde Crocus çiçeğinin kökeni, Crocus adındaki bir genç adamla ilgilidir. Efsaneye göre, Crocus adlı genç, tanrılar tarafından çok sevilen, yakışıklı bir adamdı. Bir gün, tanrı Hermes ile discus (disk atma) oyununu oynarken yanlışlıkla Hermes’in fırlattığı disk Crocus’un başına çarpar ve genç adam hayatını kaybeder. Crocus’un kanının döküldüğü yerden çiçekler filizlenir.


Farklı bir versiyonda ise Crocus, Smilax adında bir dryad nympha (Doğa perisi)’ya aşıktır. Aşkı karşılıksız kaldığı ya da ölümlü olan Crocus ile nympha’nın bir arada olamayacak kadar farklı oldukları için bu aşkın hüsranla bittiği anlatılır. Crocus, tanrılar tarafından çiğdem çiçeğine dönüştürülürken, Smilax dikenli bir sarmaşığa dönüşür. Bu mitolojik hikaye de ise, karşılıksız aşkın sembolü olarak kabul edilir.

Crocus ve Smilax – Sebastian Mabre-Cramoisy tarafından basılmış, 1676 – PD-art-100
Kelt mitolojisinde Crocus, baharın gelişini simgeleyen çiçeklerden biridir. Çiğdem çiçeğinin topraktan çıkışı, doğanın uyanışını ve yaşam döngüsünün yeniden başlamasını temsil eder. Keltler, Crocus çiçeğinin doğanın yenilenişi ile ilişkili olduğuna inanırlar. Çiğdemi kutlama ve ritüellerinde kullanırlardı. Crocus, aynı zamanda Kelt güneş tanrısına adanan festivallerde de yer alırdı.
Crocus’un genellikle Crocus sativus yani safran bitkisi ile özdeştirildiği görülmektedir. Safran 3000 yıldan beri pek çok uygarlık tarafından bilinen ve kullanılan bir bitkidir. Boya, gıda ve kozmetik gibi çeşitli alanlarda çok geniş kullanıma sahip olması yanında, önemli farmakolojik etkiler göstermesiyle ile de bilinir. Geçmişten günümüze ulaşabilen birçok eserde de safran bitkisinin izleri görülmektedir.
Pers mitolojisinde, safran ve çiğdem bitkisi, zenginlik ve sağlığı simgeleyen bir bitki olarak kabul edilirdi. Eski Persliler, safranın hem ruhu hem de bedeni iyileştirici bir güce sahip olduğuna inanırdı. Efsanelere göre, safran Tanrıların lütfettiği bir bitkiydi ve doğrudan cennet bahçelerinden yeryüzüne gönderilmişti. Pers kralları, safranı kutsal bir iksir olarak kabul ederlerdi ve onunla dolu banyo yaparlardı.
Safran, farklı kültürlerde hem maddi hem de manevi olarak büyük bir öneme sahip olmuştur. Antik dönemlerden günümüze kadar süregelen bu baharat, zenginlik, sağlık, kutsallık ve güzelliğin evrensel bir simgesi haline gelmiştir. Dünyanın dört bir yanındaki kültürlerde, safranın hem mutfaklarda hem de tıbbi ve dini ritüellerde nasıl önemli bir yer tuttuğu göz önüne alındığında, bu baharatın kültürler arası derin bir bağa sahip olduğu açıkça görülmektedir.

Çınar, A. S., & Önder, A. (2019). Anadolu’nun kültürel mirası: Crocus sativus L. (Safran). FABAD Journal of Pharmaceutical Sciences, 44(1), 79-88.
Kazemi-Shahandashti, S. S., Mann, L., El-Nagish, A., Harpke, D., Nemati, Z., Usadel, B., & Heitkam, T. (2022). Ancient artworks and crocus genetics both support saffron’s origin in early Greece. Frontiers in Plant Science, 13, 834416. https://doi.org/10.3389/fpls.2022.834416
Mzabri, I., Charif, K., Rimani, M., Kouddane, N., Boukroute, A., & Berrichi, A. (2021). History, biology, and culture of Crocus sativus: Overview and perspectives. Arabian Journal of Chemical and Environmental Research, 8(1), 1-28.
Rehak, P. (2004). Crocus costumes in Aegean art. Hesperia Supplements, 33, 85-100.Dewan, R. (2015). Bronze age flower power: the Minoan use and social significance of saffron and crocus flowers. Institute for European and Mediterranean Archaeology. Chronica, 5, 42-55.
Sharifi, G. (2009, May). Etymology, history and application of saffron (Crocus sativus L.) in ancient Iran. In III International Symposium on Saffron: Forthcoming Challenges in Cultivation, Research and Economics 850 (pp. 309-314).
Şahin, G. (2021). Tarihsel Süreçte Safran (Crocus sativus L.) Ve Safranin Günümüzdeki Durumu. Uluslararası anadolu sosyal bilimler dergisi, 5(1), 173-214.



Üzüm ve üzümle ilgili kavramlar (bağ, yaprak, şarap vb.) insan yaşamının her alanında önemli bir yere sahip olmuştur. Tarih boyunca insanların hem dini yaşamındaki inançlar konusunda hem de gündelik hayatlarında kullandıkları eşyalar ve yaşam alanlarındaki mimari eserlerde üzümle ilgili kavramların sembolleri yer almıştır. Bu durum üzüme verdikleri önemin bir göstergesidir. Bunun en büyük kanıtı ise geçmişten bugüne kadar gelen ve halen arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkan tarihi eserlerde bu sembollerin görülmesidir. Arkeolojik buluntular, bu meyvenin ilk kullanımının yalnızca gıda olarak değil, aynı zamanda şarap üretimi için de önemli olduğunu göstermektedir. Şarap, antik dönemlerde sadece içecek olarak değil, aynı zamanda dini törenlerin ve sosyal etkinliklerin ayrılmaz bir parçası olmuştur.



Üzüm bağları, imparatorluk sınırları boyunca yaygınlaşmış ve Roma şarapları, yüksek kaliteleriyle ün kazanmıştır.
Orta Çağ’da, üzüm yetiştiriciliği ve şarap üretimi, özellikle manastırların himayesinde gelişmeye devam etmiştir. Keşişler hem dini ayinlerde hem de günlük yaşamda şarap kullanarak, bu geleneği sürdürmüşlerdir. Ayrıca, üzüm bağları, kırsal ekonominin can damarı olmuş ve bu dönemde tarımsal üretkenlik açısından büyük önem taşımıştır.



Mevlâna’nın Mesnevi ve Rubâiyat’ında “üzüm tanesi, üzüm çubuğu, üzüm yaprağı, asma dalı, asma yaprağı, koruk, üzüm suyu, üzüm şarabı, bağ ve bağcı” kelimeleri geçmektedir. Ayrıca günümüzde olduğu gibi Orta Çağda da üzüm sirkesi ve olgunlaşmamış üzümden elde edilen koruk suyu yemeklere ekşilik vermek amacıyla kullanılıyordu.
Sonuç olarak, üzüm tarihi, insanlık tarihinin derinliklerine kadar uzanan zengin bir mirası temsil etmektedir. Bu meyvenin sadece besin kaynağı olmanın ötesinde, kültürel, sosyal ve ekonomik açıdan da önemli bir rol oynaması, onu tarih boyunca vazgeçilmez kılmıştır. Üzüm, geçmişten günümüze devam eden bir kültür ve gelenekler zincirinin sembolü olarak, insanlıkla birlikte evrilmeye devam etmektedir.

İnsanın (Homo sapiens) yaklaşık iki milyon yıl önce ortaya çıkıştığı bilinmektedir ve bu sürenin yaklaşık 990.000 yılında varlığını avcılık, balıkçılık ve yiyecek toplayıcılığına dayanan bir yaşam tarzı ile sürdürmüştür. Daha sonra, yaklaşık olarak M.Ö. 10.000 civarında, ilk bitki ve ardından ilk hayvan türleri evcilleştirilmiştir. Peki evcilleştirme nedir? İngilizce de ‘Domestication’ olarak geçen kelime dilimize evcilleştirme olarak çevrilse de domestikasyon, ehlileştirme, kültüre alma terimleri de kullanılabiliyor. Evcilleştirme veya domestikasyon, yabani bitkilerin insanlar tarafından yetiştirilmeye başlanmasıyla oluşan ve insanın hayatta kalması için kritik öneme sahip yeni türlerin ve/veya farklılaşmış popülasyonların ortaya çıkmasına yol açan bir ortak evrim süreci olarak tanımlanıyor. Tabi bu süreç çok uzun dönemleri kapsıyor.




Evcilleştirme ve daha ileri tarım evrimi, bitki fenotiplerini değiştirmiştir. Tarım bitkileri ile vahşi ataları arasında, organ boyutları, biyokütle dağılımı, büyüme alışkanlıkları ve fenoloji gibi çelişkili özellikler bulunmaktadır. Bu özellikler, tarım arazilerinin verimini ve diğer ekosistem hizmetlerini etkileyebilir. Resimde, Ekvador ve Peru’nun kuru kıyı alçak bölgelerine özgü olan Solanum pimpinellifolium L. (domatese ait vahşi ata, solda) ile evcilleştirilmiş domates olan Solanum lycopersicum L. (sağda) çizimleri yer almaktadır. (Çizimler Nieves Martín Robles tarafından yapılmıştır.)
Bugün, hızla artan dünya nüfusu ve iklim değişikliği gibi zorluklarla karşı karşıya olduğumuz bir dönemde, bitkilerin evcilleştirilmesinin önemi daha da belirgin hale gelmiştir. Evcil hale getirme ve ıslah çalışmaları, yerli bitkilerin verimini, besin kalitesini ve tarımsal uygulamalara uyum yeteneğini artırmıştır. 1960’ların ortalarından bu yana, temel gıdaların verimi etkileyici bir şekilde, ancak doğrusal oranlarda artış göstermektedir. Ancak, mevcut demografik büyüme, artan gıda taleplerini karşılamak için üssel artışlar gerekmektedir ve bu talepler artık karşılanamamaktadır. Doğal bitkilerin korunması, biyoçeşitliliğin sürdürülmesi, ekosistemlerin dengesi açısından büyük önem taşısa da tarım söz konusu olduğunda daha dayanıklı ve verimli bitki türlerinin geliştirilmesi, gıda yetersizliği sorununu aşmak ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını desteklemek için kritik bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak, bitkilerin evcilleştirilmesi ve ıslah çalışmaları, insanlığın geleceği için sadece bir tarımsal dönüşüm değil, aynı zamanda ekosistem sağlığını koruma ve toplumsal refahı artırma yolunda atılmış önemli bir adımdır.
Kaynaklar
Alseekh, S., Scossa, F., Wen, W., Luo, J., Yan, J., Beleggia, R., … & Fernie, A. R. (2021). Domestication of crop metabolomes: Desired and unintended consequences. Trends in Plant Science, 26(6), 650-661.
Baskıcı, M. (1998). Evcilleşme tarihine kısa bir bakış. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 53(01).
Milla, R., García‐Palacios, P., & Matesanz, S. (2017). Looking at past domestication to secure ecosystem services of future croplands. Journal of Ecology, 105(4), 885-889.
Purugganan, M. D. (2019). Evolutionary insights into the nature of plant domestication. Current Biology, 29(14), R705-R714.

Uzun yaşamıyla bilinen zeytin ağaçları çoğunlukla 300-400 sene yaşayabilirken 2000 yıl yaşayabilenleri de vardır. Zeytinin dünya üzerinde 27 türü ve 600 varyasyonu olduğu bilinmektedir. Akdeniz havzasında yabani zeytin olarak bilinen Delice (Olea europaea oleaster) doğal şekilde bulunmaktadır. Evcilleştirilmiş zeytinler bu ağacın aşılanmasından elde edilmiştir. Zeytin ağacına ilişkin en eski veri, Ege denizindeki Santorini adasında yapılan arkeolojik çalışmalarla ortaya çıkarılan 39.000 yıllık zeytin yaprağı fosilleridir. Kuzey Afrika’ daki Sahra bölgesinde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalarda ise M.Ö. 12.000 yıllarına ait zeytin ağacı bulgularına rastlanılmıştır.

Zeytin ağacı ve zeytinyağına, Akdeniz bölgesindeki medeniyetlerde farklı zamanlarda ortaya çıkan kutsal kitapların yanı sıra, daha önceki çok tanrılı dönemlere ait sözlü ve yazılı tarihte kutsal olarak değerlendirilmiştir. Akdeniz medeniyetlerinde zeytin ve zeytin ağacı bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluğu simgelemiştir. Zeytin ağaçların ilki olduğu için 4 kutsal kitapta da yer almıştır. Şanının duyulmasının en büyük sebeplerinden biri de budur.
Zeytin ağacı antik çağlardan bu yana birçok farklı kültürde önemli bir yer almıştır. Geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan mitolojik anlatılarda, kültür ve sanat tarihinde evrensel bir boyuta ulaşmış olup bu özel ağaca sıkça yer verildiği görülmektedir. Zeytin, tarihsel süreç içinde değişik kültürlerde ‘barışın’ ve ‘umudun’ simgesi haline gelmiş, aynı zamanda ‘yeniden dirilişin’ ve ‘ölümsüzlüğün’ simgesi olarak tanımlanmıştır. Yunan mitolojisi, Roma mitolojisi, Hitit mitolojisi ve Mısır mitolojisinde farklı anlatılara sahip olan Zeytin ağacı İlyada ve Odysseia Destanında da karşımıza çıkmaktadır.
Mitolojiye göre ağaçlar, tanrıların ve özellikle orman perilerinin meskenleri olarak kabul edilmiş ve her tanrıya kutsal bir ağaç adadıkları söylenmiştir. Zeytin ağacı ise Athena’nın simgelerinden biri haline gelmiş, özellikle mitolojinin resme konu olduğu Rönesans döneminde pek çok eserde karşımıza çıkmaktadır. Zeytin ağacının ihtişamından etkilenen sanatçılar eserlerinde bu ağacı tasvir etmişlerdir.

Bu kadar kadim bir bitkinin tek bir köşe yazısıyla anlatılması ise mümkün değil. Sadece mitolojideki bir efsaneye değineceğim.
Yunan mitolojisindeki efsaneye göre; Zeus’un hakemliğinde bir yarışma düzenlenmiş bu yarışmayı kazanan, Attika’da kurulacak olan yeni şehre sahiplik yapacaktır. Zeus, insanlık için en faydalı olan hediyeyi getirenin yarışmayı kazanacağını, şehrin koruyucu tanrısı olacağını ve isminin şehre verileceğini duyurmuştur. Yarışmaya denizler tanrısı Poseidon ve bilgelik tanrıçası Athena arasındadır. Bunun üzerine, Poseidon mızrağını yere saplamış ve mızrağın saplandığı yerden kanatlı bir at çıkmıştır. Athena is değneğini toprağa değdirince topraktan zeytin ağacı yeşermiştir. Zeytin ağacının ve meyvesinin insanlık için en faydalı olan hediye olduğunu düşünen Zeus, Athena’yı yarışmanın kazananı ilan etmiş ve tanrıçanın ismi yeni kurulan şehre verilmiştir. O günden sonra kentin koruyucusu ünvanını alan Athena’nın adı Atina kentine verilmiştir. Zeytin ağacının ihtişamından etkilenen Poseidon bile ağacının üstünlüğünü kabul eder. Posedion’un bu tavrı sebebiyle Athena zeytin ağacından bir dal kırıp Poseidon’a verir. Böylece aralarındaki düşmanlık zeytin ağacının muhteşem güzelliği karşısında yok olur ve barış gerçekleşir. “Düşmana zeytin dalı uzatmak” deyimi de neredeyse tüm dillere bu mitten gelmiştir. Çünkü zeytin ağacı, düşmanınızın dahi geri çeviremeyeceği güzellikte ve kutsallıktadır.

Bu kadar uzun ömürlü, yüzyıllarca yaşayabilen bir ağacın insanlık üzerindeki büyülü bir etkisinin olması o kadar normal ki… Bitkiler görülmeyen farkında varılmayan kahramanlar gibi yaşamımızın her anında çevremizde bulunmakta, umarım mutluluğumuz, sevdalarımız, hayallerimiz de zeytin ağacı ömründe olur. Köşe yazımı Didem MAMAK’ın ’Ah’lar Ağacı’ ’kitabından bir alıntı ile bitirmek istiyorum.
…Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan…
Didem MAMAK
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.