22 Mayıs 2026 Cuma
Sokak Hayvanlarının Zorlu Mücadelesi 4 Nisan Sokak Hayvanları Günü
Terörün Gölgede Bıraktığı Doğa: Sessiz Mağduriyetin Hikayesi
Zambak
Brezilya’da Jaguar Tarih Yazdı: 2,3 Km’yi Yüzerek Geçti
Deprem korkusu kronikleşiyor! Kahramanmaraş 4.4’lük sarsıntı kaygıyı yeniden tetikledi…
İkinci Taş Teoremi: Medeniyet ve İlerleme

Hatay’ı yalnızca haritadan bilen biri değilim.
Bir dönem o sokaklarda yürüdüm, o şehrin havasını soludum. Bu yüzden bugün gelen haberler benim için sıradan bir “afet bilgisi” değil; tanıdık bir yerin, tanıdık bir kırılganlığın yeniden hatırlatılması.
Son günlerde etkili olan sağanak yağış, Hatay’da bir kez daha ciddi hasara yol açtı. Yollar çöktü, araçlar sürüklendi, can kayıpları yaşandı. İlk bakışta bu tablo, “şiddetli yağışın doğal sonucu” gibi sunulabilir. Ancak mesele bu kadar basit değil.
Çünkü yağmur her yerde yağıyor.
Ama her yerde yollar çökmüyor.
Hatay gibi hem deprem hem de sel riski taşıyan bir bölgede, altyapının bu kadar kolay çözülebilmesi tesadüf değildir. Bu durum, zemin gerçekliğinin göz ardı edildiğini, kent planlamasının yeterince dirençli olmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Ben İskenderun’da yaşadığım dönemde, özellikle Karaağaç bölgesinde ve kaldığımız yurtta benzer sorunlara sıkça tanık oldum. Yağışlarla birlikte su baskınları yaşanır, altyapı yetersizlikleri kendini hemen gösterirdi. Ancak bu sorunlar zamanla çözüldü. Bu da bize şunu açıkça gösteriyor: Mesele imkânsızlık değil, öncelik ve aciliyet meselesi.
İklim krizinin etkisiyle aşırı hava olaylarının arttığı artık bilinen bir gerçek. Bu koşullarda kentleri eski alışkanlıklarla yönetmek, her yeni yağışta aynı sonuçları doğurur. Hatay’da yaşananlar da tam olarak bunu gösteriyor: Doğal bir olay, insan kaynaklı ihmallerle felakete dönüşüyor.

Bu şehir zaten yakın geçmişte büyük bir yıkım yaşadı. Yaraları henüz kapanmamışken, aynı kırılganlıkların devam etmesi yalnızca teknik bir sorun değil; aynı zamanda bir öncelik meselesidir.
Hatay’ı tanıyan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Bu şehir, doğayla mücadele ederek değil, onun gerçeklerini kabul ederek korunabilir.

Bugün yaşanan kayıplar bize bir kez daha şunu hatırlatıyor:
Afetler kaçınılmaz olabilir, ancak bu ölçekte zarar görmek çoğu zaman kaçınılmaz değildir.
Asıl mesele, neyin “doğal”, neyin “önlenebilir” olduğunu ayırt edebilmekte.