Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Murat, Değer Koleji’nde verdiği konferansta, ebeveynlerin çocuklarına bırakacağı en değerli mirasın sevgi, anlayış ve muhabbet olduğunu vurguladı. Aile içi iletişim, sevgi dili ve sınav sürecindeki doğru yaklaşımlar üzerine önemli tavsiyelerde bulunan Murat, "Çocuklarınıza stres değil, sevgi bulaştırın" dedi.
Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Murat, Değer Koleji’nde düzenlenen "Başarıya Birlikte Yürümek: Ebeveynlerin Sınav Sürecindeki Yeri" konulu konferansta velilerle bir araya geldi. Aile içi iletişimden çocuklara bırakılacak gerçek mirasa kadar birçok konuda önemli açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Murat, ebeveynlere çocuklarına sevgi ve anlayışla yaklaşmaları gerektiğini söyledi.
Fiziksel temasın aile ilişkilerindeki önemine dikkat çeken Prof. Dr. Murat, "Tebessüm edin, dokunun, sarılın. Bunlar basit gibi görünse de çok kıymetli davranışlardır," ifadelerini kullandı. Eşler arasındaki sevgi bağının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Murat, "Eşinize sevgiyle bakın, elini tutun, koluna dokunun. Eğer dokunmayı azaltırsanız, aranızdaki muhabbet de zamanla azalır. En güzel hediye bir tebessümdür. Yapılan araştırmalar, sevdiğiniz birine atacağınız bir tebessümün %55 oranında olumlu etki bıraktığını gösteriyor. İşin sırrı beden dilinde, tebessümde ve dokunuşta gizli," şeklinde konuştu.
Ebeveynlerin çocuklarına bırakacakları mirası üç başlıkta değerlendiren Prof. Dr. Murat, maddi, genetik ve sosyal mirasın önemine değindi. Maddi mirasın önemini kabul etmekle birlikte, asıl mirasın evdeki sevgi, anlayış ve muhabbet olduğunu vurgulayan Murat, "Bazı anne babalar her çocuğuna bir ev almayı başarı sayıyor. Oysa çocuklara bırakılacak asıl miras, evde gördükleri sevgidir. Eşinizi seçerken doğru karar verin. Sevgi sıfırdan başlar ve emek verildikçe büyür. Aşk başınızı döndürür, sevgi ise dünyayı döndürür. Aşk geçici olabilir ama sevgi sürdürülebilir bir bilinçtir," dedi.
Babaların çocuklarıyla daha fazla iletişim kurmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Murat, babalık rolüne dair yanlış algılara dikkat çekti. "Anne, doğumla birlikte annelik duygusunu doğal olarak kazanır. Ama babalık sonradan gelişir. Çocukla iletişim kurmadan, onunla zaman geçirmeden o duygu gelişmez. Markete giderken ‘Oğlum/kızım, bana eşlik eder misin?’ demek bile önemli bir adımdır. Baba olmak sadece eve para getirmek değildir," ifadelerini kullandı.
Evdeki huzurun ve eşler arasındaki muhabbetin çocukların karakter gelişiminde belirleyici olduğunu belirten Murat, "Anne-babanın evdeki ilişkisi, çocuğa bırakılan sosyal mirastır," dedi. Murat, "Eğer çocuğunuza bir iyilik yapmak istiyorsanız, ona telefon ya da tablet almayın. Eşinize sevgiyle, merhametle, şefkatle davranın. Çünkü çocuk, anne ve babanın birbirini nasıl sevdiğini, nasıl değer verdiğini gözlemleyerek öğrenir. Anne-baba arasındaki muhabbetin içeriği, merhamet, önemsemek, ciddiye almak, dokunmak ve sağlıklı bir iletişim kurmak olmalıdır," şeklinde konuştu.
Çocuklardaki saldırganlık dürtüsünü azaltmanın en etkili yolunun, evdeki sevgi ve muhabbet olduğunu vurgulayan Murat, "Unutmayın, sizi yaratan mimar çok büyük. Siz bir sanat eserisiniz. Dünyaya boş bir levha olarak gelmediniz. Her çocuğun sevilecek, takdir edilecek yönleri vardır. Önemli olan, biz bu yönleri ne kadar keşfedebiliyoruz? Elimde olsa, olumsuz konuşmaları yasaklardım. Çünkü çocuklarımızın sürekli eksiklerine odaklanmak, onların potansiyelini gölgelemek demektir. Olumsuz yönlerine değil, olumlu özelliklerine odaklanalım. Onlara yapamayacaklarını değil, yapabileceklerini anlatalım. Güçlü yanlarını destekleyelim. Çocuğa bakmak değil, onda olumlu olanı görmek çok kıymetlidir. Gerçek değişim, bu bakış açısıyla başlar," dedi.
Çocuklardan başarı bekleniyorsa öncelikle onların morallerinin yüksek tutulması gerektiğini dile getiren Murat, "Çocuklardan yüksek not beklemeden önce, onların moralini düzeltmemiz gerekir. Morali bozuk bir çocuktan yüksek başarı beklemek gerçekçi değildir. Çünkü bozuk bir moralle yüksek not alınmaz. Sınavlarda ilk binlere, on binlere giren çocukların hayat başarıları, mutluluk düzeyleri, sosyal ilişkileri her zaman o başarılarla paralel gitmeyebilir. Başarı çok katmanlıdır ve sadece sınav derecesiyle ölçülmez. Asıl önemli olan, sürecin sağlıklı ve dengeli ilerlemesidir. Bazı çocuklar okulda başarılı olur, sınavlarda derece yapar, tıp fakültesini kazanır. Ama sonra, uzmanlığın son senesinde ciddi bir bunalıma girer. Çünkü hep "koş koş" denmiştir, hiç “dur ve nefes al” denmemiştir. Çocukları sürekli koşturarak değil, “dinlen yürü, dinlen yürü” diyerek yönlendirmek gerekir. Hayat bir maraton; hız değil, denge kazandırır," dedi.
Son zamanlarda artan "koç"luk sistemine de değinen Murat, "Son zamanlarda bir “koç” modası çıktı. Çocuklar için özel koçlar tutuluyor. Elbette herkes çocuğu için en iyisini ister, ama önce şunu sormalıyız: Biz gerçekten anne-babalık yapabiliyor muyuz?" şeklinde konuştu. Murat, "Anne-babalık sadece temel ihtiyaçları karşılamak ya da özel okula gönderip şoför tutmak değildir. Bunlar sizin ekonomik durumunuzu gösterir, şefkati değil. Annelik-babalık, maddi imkân sağlamaktan çok daha fazlasıdır. Annelik şefkattir; sarılmaktır, dokunmaktır, dinlemektir, birlikte vakit geçirmektir. Babalık da sadece para kazanmak, faturaları ödemek değildir. Babalık, çocuğun “Arkamda babam var.” diyebilmesidir. “Babamla birlikte yaptık.” diyebilmesidir. Çocuklarımızda güzel özellikler gördüğümüzde, bunu onlara yansıtmalıyız. Onları yargılamadan, etiketlemeden, içten bir ilgiyle dinlemeliyiz. Asıl ihtiyaç duydukları şey budur: Koç değil, koşulsuz sevgi ve ilgi," dedi.
Sınav döneminde evde olağanüstü hal ilan edilmesinin stres ve kaygıyı artırdığını söyleyen Murat, "Unutmayın: Sınavın en az konuşulduğu ev, sınav başarısı en yüksek olan evdir. Bazı evlerde öyle bir sessizlik olur ki, yan odadaki kişi bile duyamaz. Sebebi ise çocuğun ders çalışıyor olması. Ancak hayatı bu kadar durdurmak doğru değil. Sınav var diye evdeki yaşam akışını bozmamalısınız. Anne-baba olarak siz ne kadar rahat olursanız, çocuk da o kadar rahat olur. Ebeveyn ne kadar kasılırsa, çocuk da o kadar gerilir. Kaygı, bulaşıcıdır. Sınav öncesi çocuğun gözü önünde Yasin okunuyor. Çocuk da kendi kendine “Bu Yasin bir ölülere bir de bana okunuyor galiba…” diyor. Elbette dua edin, Kur’an okuyun ama bunu çocuğunuzun gözü önünde yapmayın. Çocuk sınav dışında da bir şeyler yapabilmeli. Abartmamak çok önemli. Ne kadar kasılırsak, çocuk da o kadar kasılıyor. Çocuğun çalışma ortamı sade, doğal ve abartısız olmalı. Ders arasında nefes alabileceği aktiviteler yapmalı: Spor, yürüyüş, oyun… Hatta ara sıra size çay veya meyve getirmesi bile hem onun hem sizin için güzel bir mola olabilir. Çocuklar yardım istemedikçe müdahale etmeyin. Onların ruh ve beden sağlığı her şeyden daha önemlidir," diye konuştu.
Konferansa, velilerin yanı sıra Değer Koleji Genel Müdürü Muhammet Kasap, idareci ve öğretmenler de katıldı.
ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026
1
2025 Yılında İki Dehşet Yangın: Tesadüf mü, Yoksa Gerçekten Bir Plan mı?
2
Doğa Olayları ve Evrendeki Yaratılış
3
Çağın Hastalığı “Gelecek Körlüğü”: Prof. Dr. Noyan Bağımlılık Tedavisinde Etkin Yolları Anlattı
4
Metroda Cinayet! Pizzacı Kız Feci Şekilde Öldürüldü
5
Göz kapaklarınız size engel mi oluyor? Çözüm ameliyatta!
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.