27 Haziran 2026 Cumartesi
Sokak Hayvanlarının Zorlu Mücadelesi 4 Nisan Sokak Hayvanları Günü
Terörün Gölgede Bıraktığı Doğa: Sessiz Mağduriyetin Hikayesi
Zambak
Brezilya’da Jaguar Tarih Yazdı: 2,3 Km’yi Yüzerek Geçti
Şahinbey’de çocuklar atık ayrıştıran robot yaptı: TÜBİTAK’tan atölye ödülü
Son yıllarda hızla yaygınlaşan zayıflama enjeksiyonları, fazla kilolarıyla mücadele eden milyonlarca kişi için yeni bir umut kapısı oldu. Açlık hissini azaltan ve kişinin daha uzun süre tok kalmasını sağlayan bu ilaçlar, kısa sürede önemli kilo kayıpları sağlayabiliyor. Ancak tartıdaki rakamların değişmesi, her zaman yeme davranışının temelindeki sorunun çözüldüğü anlamına gelmiyor.Moodist Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, kilo verme sürecinin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik bir yolculuk olduğuna dikkat çekerek, zayıflama iğnelerinin fiziksel açlığı azaltabildiğini ancak duygusal açlığı ortadan kaldırmadığını belirtiyor. Zayıflama enjeksiyonları, beynin iştah ve ödül mekanizmaları üzerinde etkili olarak açlık hissini azaltıyor, kişinin yiyecekle ilgili düşüncelerini hafifletiyor ve kilo kaybını destekliyor. Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan’a göre yeme davranışı yalnızca midenin değil, duyguların da yönettiği karmaşık bir süreç. Özcan, “Birçok kişi yemek yemeyi sadece fiziksel açlığı gidermek için kullanmıyor. Stres, yalnızlık, can sıkıntısı, kaygı, mutsuzluk ya da ödüllendirilme ihtiyacı da yemek yeme davranışını tetikleyebiliyor. Bu nedenle açlık hissi azalsa bile kişi kendini mutfakta ya da buzdolabının önünde bulabiliyor” diyor.ZAYIFLAMA İĞNESİ BAZI PSİKOLOJİK SORUNLARI GÖRÜNÜR HALE GETİREBİLİRBirçok insan için yemek, sadece beslenme aracı değil aynı zamanda duygusal bir baş etme yöntemi olarak işlev görüyor. Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, “Bazı kişiler stresli olduklarında yemek yer, bazıları yalnızlık hissini bastırmak için atıştırır, bazıları ise kendini ödüllendirmek amacıyla yiyeceğe yönelir. Zayıflama enjeksiyonları bu davranışların önüne biyolojik olarak bir engel koyduğunda, daha önce yeme davranışıyla örtülen bazı psikolojik ihtiyaçlar ve duygusal zorluklar görünür hale gelebilir” ifadelerini kullanıyor.Bu nedenle kilo verme sürecinde yalnızca fiziksel değişimlere değil, kişinin duygusal dünyasına da odaklanılması gerektiği vurgulanıyor. Özcan, kilo vermekte zorlanan bazı kişilerin aslında açlıkla değil, duygusal ihtiyaçlarla mücadele ettiğini belirtiyor. Özcan’a göre fiziksel açlık ile duygusal açlığı birbirinden ayırabilmek, sağlıklı kilo yönetiminin en kritik aşamalarından biri.”İlaçlar açlık hissini azaltabilir, ancak kişinin stresle nasıl başa çıktığını, kendini nasıl yatıştırdığını ya da duygusal ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını değiştirmez. Kalıcı değişim için kişinin yemek yeme davranışının hangi duygusal ihtiyaca hizmet ettiğini fark etmesi gerekir.”Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, zayıflama enjeksiyonlarının önemli bir destek aracı olduğunu ancak tek başına mucizevi bir çözüm olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Sürdürülebilir kilo kaybı için kişinin yeme alışkanlıklarını gözden geçirmesi, duygusal tetikleyicilerini tanıması ve stresle baş etmenin alternatif yollarını geliştirmesi gerekiyor. Aksi halde kilo kaybı sağlansa bile eski davranış kalıplarının geri dönmesi mümkün olabiliyor.ZAYIFLAMA İĞNESİ KULLANANLARIN BİLMESİ GEREKEN 5 PSİKOLOJİK GERÇEKAçlık azalabilir, duygusal yeme devam edebilirİştahın azalması her yeme isteğinin ortadan kalkacağı anlamına gelmez.Görünmeyen yeme alışkanlıkları ortaya çıkabilirİlaçlar fiziksel açlığı baskıladığında, duygusal yeme davranışları daha net fark edilebilir.Yemekle örtülen psikolojik ihtiyaçlar görünür hale gelebilirYeme davranışının altında yatan stres, yalnızlık veya kaygı daha belirgin hissedilebilir.Kalıcı değişim için psikolojik destek önemlidirSadece kilo vermek değil, o kiloyu koruyabilmek de davranış değişikliği gerektirir.Her yeme isteği gerçek açlık değildirBazen beden değil, duygular beslenmek ister.KİLO VERMEK SADECE BEDENİN DEĞİL, ZİHNİN DE YOLCULUĞUDURMoodist Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, kilo verme sürecinin yalnızca kalori hesabından ibaret olmadığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:“Zayıflama enjeksiyonları açlık hissini azaltmada ve kilo kaybını desteklemede etkili olabilir. Ancak yeme davranışı sadece biyolojik ihtiyaçlarla açıklanamaz. Duygularımız, alışkanlıklarımız ve yaşamla baş etme biçimlerimiz de yeme davranışını şekillendirir. Bu nedenle kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar için beden kadar zihnin ve duyguların da bu sürece dahil edilmesi gerekir.” (Bülten)
Burun tıkanıklığına dikkatBurun tıkanıklığının bebeklerin gelişimini olumsuz etkileyebileceğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Dicle Çelik, ”Burun tıkanıklığı sadece burnu değil, uykuyu, beslenmeyi ve büyümeyi de etkiler. İyi uyuyamayan bebek daha huzursuz olur, iyi beslenemeyen bebek daha çabuk yorulur. Bazen bütün hikâye sadece tıkalı bir burundan ibarettir.” dedi.Liv Hospital Vadi İstanbul Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Dicle Çelik, bebek ve çocuklarda sık görülen burun tıkanıklığının yalnızca geçici bir rahatsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, doğru serum fizyolojik kullanımının çocukların sağlıklı gelişimi açısından önemli olduğunu söyledi.

Özellikle doğumdan sonraki ilk aylarında bebeklerin büyük ölçüde burundan nefes aldığını belirten Uzm. Dr. Dicle Çelik, burun tıkanıklığının beslenme, uyku ve büyüme süreçlerini doğrudan etkileyebildiğini ifade etti. Burun tıkanıklığının bebeklerde sanılandan daha ciddi sonuçlar doğurabileceğini dile getiren Çelik, “Bebekler hayatlarının ilk dönemlerinde büyük ölçüde burundan nefes alır. Bu nedenle burnunun tıkalı olması nefes almasını zorlaştırır. Bebekler emerken aynı zamanda nefes aldıkları için burun tıkanıklığı varsa hem beslenme hem de nefes alma güçleşir. Burun tıkanıklığı sadece burnu değil, uykuyu, beslenmeyi ve büyümeyi de etkiler. İyi uyuyamayan bebek daha huzursuz olur, iyi beslenemeyen bebek daha çabuk yorulur. Bazen bütün hikâye sadece tıkalı bir burundan ibarettir.” dedi.SERUM FİZYOLOJİK İLAÇ DEĞİLSerum fizyolojik kullanımına ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Dicle Çelik, serum fizyolojik solüsyonların ilaç olmadığını ve ihtiyaç duyulduğunda güvenle kullanılabileceğini belirtti. Çelik, “Serum fizyolojik aslında bir ilaç değildir. Vücut sıvılarıyla uyumlu oranda tuz içeren steril bir solüsyondur. Bu nedenle dokuları tahriş etmeden kullanılabilir. Özellikle burun tıkanıklığında, soğuk algınlığı dönemlerinde, kuru hava nedeniyle burun mukozasının kuruduğu durumlarda ve burun içinde yoğun kabuklanma olduğunda salgıların yumuşamasına ve temizlenmesine yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.ÖNEMLİ OLAN NASIL UYGULANDIĞIDIRBurun temizliğinde doğru uygulamanın önemine dikkat çeken Çelik, ailelerin ani ve yüksek basınçlı uygulamalardan kaçınması gerektiğini vurguladı. Çelik, “Önemli olan sadece serum fizyolojik kullanmak değil, onu nasıl verdiğinizdir. Uygulama nazik ve kontrollü şekilde yapılmalıdır. Ani ve yüksek basınçlı uygulamalar bebeği rahatsız edebilir. Gerektiğinde yumuşamış salgılar burun aspiratörü yardımıyla nazikçe temizlenebilir.” diye konuştu.EV YAPIMI KARIŞIMLAR RİSK TAŞIYOREvde hazırlanan tuzlu su karışımlarının bazı riskleri beraberinde getirebileceğini belirten Çelik, steril olmayan uygulamalara karşı aileleri uyardı. Çelik, “Ev yapımı karışımlarda tuz oranı kontrolsüzdür. Fazla tuz kuruluk, yanma ve tahrişe neden olabilirken, az tuz mukozada şişme ve tıkanıklığı artırabilir. Ayrıca bu karışımlar steril değildir. Bakteri üremesine açık olabilir ve özellikle bebeklerde enfeksiyon riskini artırabilir.” dedi.MUSLUK SUYU KULLANILMAMALIBurun temizliğinde musluk suyunun tercih edilmemesi gerektiğini ifade eden Çelik, “Musluk suyu içilebilir olsa bile burun içi uygulamalar için steril değildir. Burun mukozası oldukça hassas bir yapıya sahiptir. Bu nedenle uygun olmayan uygulamalar kulak enfeksiyonları, sinüzit ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.UZUN SÜREN BURUN TIKANIKLIĞINA DİKKATBurun tıkanıklığının uzun sürmesi halinde farklı sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini belirten Uzm. Dr. Dicle Çelik, “Tedavi edilmeyen burun tıkanıklığı orta kulak iltihabı, geniz akıntısı, sinüzit ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle uzun süren şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.” ifadelerini kullandı. Açıklamalarının sonunda ebeveynlere seslenen Çelik, “Burnu açık bebek mutlu bebek demektir. Mutlu bebek huzurlu uyur, daha iyi beslenir ve sağlıklı büyür. Doğru burun temizliği bebek bakımının önemli bir parçasıdır.” diyerek sözlerini tamamladı.
Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, selülit tedavisinde bugüne kadar uygulanan yüzeysel yöntemlerin ötesine geçen yeni bir klinik yaklaşım ortaya koydu. Portakal kabuğu görünümünün basit bir estetik kusurdan ibaret olmadığını vurgulayan Karacalar, bu görüntünün aslında vücudun derinliklerindeki metabolik sorunların bir yansıması olduğunu belirtti.”Portakal Kabuğu Görüntüsü, Altta Yatan Sorunların Yansımasıdır”Selülitin bir sonuç olduğunu, sebep olmadığını belirten Prof. Dr. Karacalar, konuyu tıbbi bir perspektifle şu sözlerle özetledi:”Selülit sadece selülit değildir. Gördüğümüz o portakal kabuğu görüntüsü, aslında altta yatan metabolik sorunların yüzeye yansımasıdır. Bu nedenle konu, kozmetik değil medikal bir bakış açısı gerektirir. Lipödem, insülin direnci, kronik yangı (inflamasyon), östrojen baskınlığı, mitokondriyal bozukluk, mikrobiyota bozukluğu ve bazı vitaminlerin eksikliği bu tablonun başrol oyuncularıdır.”Mekanizma Nasıl İşliyor: İnsülin ve Östrojen TehlikesiProf. Dr. Karacalar, selülitin fizyolojik oluşum sürecini ise hücre düzeyinde şöyle detaylandırdı:”Yüksek insülin, yağ hücrelerinin büyümesini ve sertleşmesini artırır; bu durum yağ dokusunda iltihap (inflamasyon) artışına neden olur. Sonuç olarak lenf drenajı ve kan dolaşımı bozulur. Östrojen baskınlığında ise yağ depolanması artar. Özellikle üst tabaka yağ birikimi portakal kabuğu görüntüsünü belirginleştirir. Ayrıca damar geçirgenliğinin artması ödeme neden olurken; sedanter yaşam, uzun süre oturma ve azalan kas kütlesi dolaşımı daha da bozar.””Enerji Fabrikaları Bozuksa Yağ Yakılamaz”Vücudun enerji merkezlerine dikkat çeken Karacalar, “Mitokondriler enerji fabrikalarıdır; bozulmuş fonksiyonda yağ yakılamaz,” diyerek beslenme eksikliklerinin de sürece etkisini ekledi: “Bağırsak bakterileri sorunları endotoksin yükünü arttırır, bu da derideki iltihabı tetikler. C vitamini, çinko eksikliği, yetersiz protein ve aşırı şeker tüketimi diğer kritik etkenlerdir.”Isı Veren Cihazlar Konusunda Kritik UyarıProf. Dr. Karacalar, altyapı düzeltilmeden yapılan müdahalelerin risklerine değinerek şu uyarıda bulundu:”Selüliti sadece estetik bir sorun olarak görüp, özellikle ısı veren ve hasar veren cihazlarla müdahale etmek durumu daha kötüleştirebilir. Öncelikle tıbbi bir sorun olarak ele alınıp, estetik cerrahi işlemleri bunun üzerine inşa edilmelidir.”Cerrahi Çözüm Ne Zaman Devreye Girer?Tedavi protokolünün sıralamasını net bir şekilde çizen Karacalar, sözlerini şöyle tamamladı:”Bahsettiğimiz metabolik sorunları çözdükten sonra; özellikle 3. ve 4. evre selülit için yüzeyel tabaka liposuction’ı ve selülit bantlarının kesilmesi gibi ek cerrahi işlemler gerekir. Eğer doku sarkmasına bağlı bir selülit görüntüsü varsa, tek çare lifting (germe) işlemidir.” (Bülten)
Çocukken hepimizin geçirdiği o masum suçiçeği hastalığı, yıllar sonra hayat kalitesini altüst eden “Zona” olarak karşımıza çıkabiliyor. Bağışıklık sistemi zayıfladığında sinir köklerinde pusuya yatan bu virüs, özellikle 50 yaşından sonra ciddi bir tehdit haline geliyor. Hastalığın önüne aşı ile geçilebileceğini söyleyen Central Hospital Dermatoloji Uzm. Dr. Alaattin Özer, “Yeni nesil zona aşıları, hastalığa karşı yüzde 90’ın üzerinde bir koruma sağlarken; aşı olan kişiler hastalığa yakalansa bile süreci çok daha hafif ve ağrısız atlatabiliyor” diyor.

Suçiçeğine yol açan “varicella zoster” adı verilen virüsün sebep olduğu deriyi ve sinirleri tutan ağrılı ve döküntülü hastalık zona, her ne kadar her yaşta görülebilse de 50 yaş üzerindeki kişilerde daha sık ortaya çıkıyor. Suçiçeği enfeksiyonuna neden olan etken virüs, kişinin sinir sisteminde inaktif olarak yaşayabiliyor. Bu nedenle geçmişte suçiçeği geçirenlerde zona hastalığı görülme ihtimali artıyor. Hatta su çiçeği geçirmemiş olanlarda zona hastalığının görülmesi pek mümkün değil… Virüsün en önemli özelliği ise vücudun bağışıklık sisteminin düştüğü durumlarda zona olarak yeniden aktifleşebilmesinde yatıyor.Önce ağrısı başlıyor, sonra döküntüsü!Sadece bir deri hastalığı değil; aslında bir sinir ucu iltihabı olan zonada hastalığın genellikle vücudun tek tarafında şerit halinde yayılan şiddetli bir yanma ve batma hissiyle sinyal verdiğini belirten Central Hospital Aile Hekimi Uzm. Dr. Alaattin Özer, ardından gelen içi su dolu kabarcıkların birkaç haftada iyileşse de asıl tehlikenin döküntüler geçtikten sonra başladığının altını çiziyor.

Uzm. Dr. Özer, “Zonanın en zorlayıcı yanı, döküntüler iyileşse bile hastaların aylar hatta yıllar boyu süren şiddetli sinir ağrılarıyla (Postherpetik Nevralji) baş başa kalabilmesidir. Özellikle yaşlılarda bu ağrılar uykusuzluğa, günlük işlerin aksamasına ve ciddi bir yaşam kalitesi kaybına neden olur. Üstelik bu sinir ağrılarının tedavisi maalesef göründüğü kadar kolay olmaz” diye konuştu.Aşı yüzde 90’ınüzerinde koruma sağlıyorPeki, kimler daha çok risk altında? Bu soruyu, “50 yaşını geçmiş bireyler, diyabet, kanser veya romatizma gibi kronik hastalığı olanlar, yoğun stres altında çalışanlar ve uyku düzeni bozuk olanlar ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar” olarak cevaplayan Uzm. Dr. Özer, tedavisi pek de kolay olmayan bu hastalıktan korunmanın yolunu ise gösteriyor: Aşı. Günümüzde zonadan korunmanın en güvenli ve etkili yolunun aşılanmak olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özer, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yeni nesil zona aşıları, hastalığa karşı yüzde 90’ın üzerinde bir koruma sağlarken; aşı olan kişiler hastalığa yakalansa bile süreci çok daha hafif ve ağrısız atlatabiliyor. Aşılar canlı virüs içermediği için güvenilirliği oldukça yüksek. Genellikle 2-6 ay arayla, toplamda 2 doz olarak uygulanıyor ve sadece zonayı değil, kalıcı sinir ağrılarını önlemede de oldukça başarılı. Daha önce zona geçirmiş olsanız dahi, tekrarının önlenmesi için 50 yaş üzerindeki tüm bireylerin doktorlarına danışarak aşı takvimine dahil olmasını öneriyoruz.” (Bülten)
30 yılı aşkın bir süredir gönüllülerinin ve destekçilerinin katkılarıyla ağaçlandırma çalışmaları yürüten ÇEKÜL Vakfı, 2025 yılında tam 116 bin 186 fidanı toprakla buluşturdu. 7 Ağaç Ormanları programı kapsamında yapılan dikimler geçen yıl Balıkesir, Sivas, Manisa, Çanakkale ve İstanbul’daki sahalarda yapıldı.Doğaseverlerin yıl boyunca doğaya katkı amaçlı yaptığı destekler ile doğum, nikah, sevgililer günü gibi özel günlerde sevdiklerine hediye ettikleri fidanlar ve kurumsal katkılarla desteklenen 7 Ağaç Ormanları programı, 1992 yılında İstanbul’un Beykoz ilçesinde başlatılmıştı. O tarihten günümüze kadar Türkiye’nin birçok ilinde, farklı sahalarda dikim çalışmalarını sürdüren ÇEKÜL Vakfı’nın “7 Ağaç” programı, bir yıl boyunca tükettiğimiz doğal varlıkların yerine fidan dikerek, doğaya verdiğimiz zararın bir bölümünü gidermeyi amaçlıyor.Her ay 10 bin fidanÇEKÜL Vakfı Genel Sekreteri Ilgın Sözen, “Geçtiğimiz yıl orman yangınları nedeniyle Türkiye’nin orman varlığında önemli bir kayıp oldu. Biz de çabalarımızı artırdık, doğaseverlerin desteğiyle ağaçlandırma programımızı hızlandırdık. Hem bireysel hem de kurumsal bağışlarla 116 bin fidan dikmeyi başardık.

Her ay yaklaşık 10 bin fidanı 7 Ağaç Ormanları’na kazandırdık” açıklamasını yaptı. 2025 yılında kurumsal bağışların da öne çıktığına dikkat çeken Ilgın Sözen, “İki bin fidanla koru, 10 bin fidanla orman oluşturan destekçilerimiz oldu. İstanbul Maratonu’nda birlikte koştuk. Bazı kurum ve bireyler 35 yıldır bizimle birlikte; ormanların, ÇEKÜL’ün bir parçası oldular. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek az” dedi.Türkiye’nin en uzun soluklu ağaçlandırma çabalarından biri olan 7 Ağaç Ormanları programı, 2026 yılında İstanbul, Sivas, Manisa ve Edirne’deki sahalarda sürecek. (Bülten)