
“Yeni iletişim teknolojileri” kavramı neyi ifade ediyor?
Özellikle 1990’lı yıllardan sonra Web 1.0, Web 2.0, Web 3.0 gibi pek çok teknolojinin ilerlediğini, bilgisayar teknolojilerinin daha çok hayatımıza girdiğini gözlemliyoruz. “Yeni iletişim teknolojileri”, “yeni medya” kavramı tartışmalı bir kavram. Buradaki “yeni” kavramı son derece tartışmalı. Çünkü giderek “yeni”liği kalmadı. 30 yıldan daha fazla bir zamandır içinde yaşadığımız bir dünyadan bahsediyoruz ve bu dünya giderek etkisini daha da arttırıyor. Web 1.0 teknolojisi tek yönlü bir iletişim sunarken devamında gelen Web 2.0 teknolojisi ve diğer teknolojiler etkileşim unsuru ile bir noktadan diğer bir noktaya rahatlıkla bağ kurulabilmesini sağladı. Dolayısıyla “yeni” yerine “dijital iletişim teknolojileri” demek daha doğru. Hayatımızın her alanına giren bir olgu artık. Cep telefonlarımızdan, televizyonlarımıza, tabletlere, çamaşır ve bulaşık makinelerinden, akıllı saatlere, akıllı evlere, yazıcılara, uydu teknolojilerine, robot süpürgelere varıncaya kadar her şeyi bu “dijital teknolojiler” arasında görebiliriz. Artık çamaşır makinesine koyduğunuz bir çamaşırın ne zaman yıkandığını, kurutma makinesinde ne zaman kuruduğunu rahatlıkla cep telefonunuza gelen bildirimler aracılığıyla öğrenebiliyor, günlük attığınız adım sayısını akıllı saatinizden ve ona bağlı telefonunuzdan görebiliyorsunuz. Kalp atım hızınız, aldığınız nefesin yavaş ya da hızlı olması gibi her şeyi sayısal verilerle elde edebiliyorsunuz.
Peki, bu teknolojileri nasıl yorumlamak gerekiyor? Bu kadar büyük gelişmeler bizi heyecanlandırmalı mı? Korkutucu olabilir mi?
Bu konu da oldukça tartışmalı. Yeni teknolojilere ilişkin düşünürlerin, sosyologların, psikologların, iletişim uzmanlarının, filozofların, sosyal bilimlerle ilgilenen pek çok kişinin farklı düşünceleri var. Bu konu sadece bilim dünyasında değil, sanat dünyasında da yorumlanıyor, tartışılıyor. Sanatsal eserlere de yansıyabiliyor. Örneğin Black Mirror dizisi bunun çok bilinen bir örneği. Söz konusu dizi dijital teknolojilerin ilerledikçe hangi aşamalara ulaşacağını sorgulayarak, tüm dünyayı düşünsel bir sorgulamaya çağırıyor. Bu ana temada pek çok farklı film ve dizinin olduğu söylenebilir. Ancak Black Mirror tam olarak merkezine “teknoloji” konusunu alıyor ve insan gerçekliğinin yanlış kullanılabilecek teknolojiler sonucunda hangi durumlara evrilebileceği konusunda distopik bir bakış açısı sunuyor. Bu noktada distopyaları önemsiyorum. Distopyalar, özellikle bilim kurgu içerikli eserler geleceğe ilişkin öngörü sağlamak konusunda insanlığa her zaman yön vermiştir. Örneğin Inception, Interstellar, Matrix gibi filmler bilime yol gösterme, bilimin daha da ilerleyebilmesi için gereken hayal gücünü tesis etme noktasında son derece başarılı yapıtlar. 1984, Cesur Yeni Dünya, Biz, Fahrenheit 451 gibi roman türünde yazınsal eserler de insanlığın durumunu sorgulamak açısından ufuk açıcı yapıtlar. İşte dijital teknolojilerden korkmalı mıyız, mutlu mu olmalıyız sorusunu yanıtlarken, böyle ufuk açıcı eserlerden de beslenmeye ihtiyacımız var. Bu tür eserler bize yönümüzü bulmak konusunda yardımcı olacak, insanlık olgusunu, gelişen değişen toplumsal yapıyı sorgulamamıza yol açacaktır.

Teknolojinin giderek ilerlemesinin olumsuz yönleri neler olabilir
Teknoloji ilerledikçe hayatımızda her şey kolaylaştı. Kanadalı düşünür McLuhan’ın ifade ettiği gibi teknoloji organlarımızın uzantısı oldu. Gözlerimizin uzantısı televizyonlar, beynimizin uzantısı bilgisayarlar, ayaklarımızın uzantısı arabalar… Bunları daha fazla örneklendirebiliriz. Ancak özellikle 1960’lardan sonra Thomas Kuhn’un ifade ettiği “paradigma değişimi” kavramı ve beraberinde bilimin kimin çıkarına hizmet ettiği sorusunu sorgulaması düşün dünyasında yeni bir çığır açtı. Bu zamana kadar modernleşme ve akıl kutsanırken, bilimin ve aklın kime hizmet ettiği sorusu da sorulmaya başlandı. Bilimin ve teknolojinin güçlüden yana olması beraberinde ezilenlerin daha çok ezilmesine, güçlüler tarafından daha çok gözetlenmesini ve merkezi bir şekilde denetlenmesini de beraberinde getirecektir. Dolayısıyla güçlünün elinde olan bilim her zaman olumlu sonuçlar doğurmamaktadır. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları bunun en açık göstergelerindendir. Bilim kimi zaman tehdit oluşturabilmekte, bilimin kimler tarafından kullanıldığı önem arz etmektedir. Tüm bunların dışında önemli bir mesele de bizim elimizden bazı iplerin kaçmaya başlaması ve gerçekten daha çok mutlu olmak isterken yalnızlığa doğru değişen bir toplumsal yapının bizi esir almaya başlamasıdır. Bunu belki kimse tahmin edemezdi ama günümüzde artık mahrem alan diye bir şey kalmamaya başladı. İnsanlar her şeyi sosyal medya teknolojileri sayesinde daha çok paylaşmaya, kendilerini daha açık etmeye başladı. Ayrıca çocukların sokaklarda oynamak gibi aktiviteleri kısıtlandı ve artık internet bağımlılığı giderek yaygınlaştı. Bunun beraberinde en çok küçük çocukları tehdit eden siber zorbalık, siber terör gibi sorunlar ortaya çıktı. İnternet güvensiz bir ortam yarattı. İnsanların birbirlerini internette linç edebildiği, rahatlıkla birbirlerine küfredebildikleri, saygısızca davranabilecekleri ortamlar oluşmaya başladı. Etik değerler gözetmeksizin yapılan paylaşımlar insan psikolojisinde olumsuz etkiler bırakmaya başladı. Tüm bunlara ilişkin çekilen güzel bir film var. Sosyal İkilem. Bu film aslında ticarileşmenin aracı olan dijital teknolojilerin nelere sebebiyet vereceğini sosyal medya platformlarını yönetenlerin gözünden çok net ifade ediyor.

İlerlemek, dönüşmek değişmek şart. Elbette ki çok güzel. Ama bunun neleri götürebileceğini, içsel mutluluğumuza ilişkin neleri azaltabileceğini iyi sorgulamak gerekiyor. Bu nedenle herkesin okuması, sorgulaması, düşünmesi gerekiyor. Teknoloji, bilgi kirliliğinden, mahremiyet ihlallerine, denetimden gözetime kadar pek çok farklı sorunu beraberinde getirebiliyor. Dolayısıyla yeniyi reddetmek değil ama kabul ederken nelerin değişebileceğini öngörmek gerekiyor.
Haber: Gizem Sezer
ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026
1
2025 Yılında İki Dehşet Yangın: Tesadüf mü, Yoksa Gerçekten Bir Plan mı?
2
Çağın Hastalığı “Gelecek Körlüğü”: Prof. Dr. Noyan Bağımlılık Tedavisinde Etkin Yolları Anlattı
3
“Güneydoğu, su yönetimi ve teknolojik dönüşüm engellerini nasıl aşacak?”
4
Gaziantep Havalimanı’nda Tanımlanamayan Cisim Alarmı! Uçuşlar Durduruldu
5
Türk-Japon Dostluğunda Devrim: Kedilerin Ömrünü Uzatan AIM30 Türkiye’de!
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.