
Binlerce bina saniyeler içinde yerle bir olurken, enkaz altında kalan insanlar için zamanla yarış başladı. Depremin hemen ardından gelen sessizlik, en büyük korkunun habercisiydi. Beton blokların arasında sıkışıp kalan insanlar, kurtarılmayı beklerken kimi zaman sadece bir el hareketiyle ya da hafif bir sesle varlıklarını duyurmaya çalıştılar. Telefonları çekenlerin son bir mesaj göndermeye çalışması, nefes almak için küçük bir boşluk arayanların umutsuz çabaları, çaresizliğin en derin haliydi. Enkaz altında günlerce bekleyen insanlar, kurtarılacaklarına dair inançlarını korumaya çalışırken, su ve yiyeceğe ulaşamayanlar için zaman en büyük düşmandı. Sosyal medyadan atılan yardım çağrıları, yaşamaktan umudunu kaybedip helallik isteyenler, kendisinden önce evladımı kurtarın diyen anneler, karanlıkta sıkışmış insanların son çırpınışları gibiydi. “Sesimi duyan var mı?” sorusu, Türkiye’nin dört bir yanında yankılanıyordu. Enkaz altında yakınlarını bekleyenler için çaresizlik, zamanla yarışan bir umuda dönüşüyordu. Bir baba elinde meyve suyu ve bisküvi ile umut ile eşini çocuğunu bekliyordu. Aileler, sevdiklerinden gelecek en küçük bir işaret için saatlerce yıkıntıların başında bekledi. Kurtarma ekiplerinin “ses var” demesiyle gözyaşları dökülüyor, ancak bazen bu umut acıya dönüşüyordu. Günler geçtikçe hayatta kalma ihtimali azaldıkça, umut yerini tarifsiz bir acıya bıraktı. Çocuklarını, eşlerini, anne babalarını enkazdan çıkaranların sevinci kısa sürüyordu; çünkü dışarıda hayat artık eskisi gibi olmayacaktı. Kaybettikleri her şeyin yıkıntılar arasında kaldığını görmek, hayatta kalanlar için en büyük çaresizlikti. Depremden etkilenen şehirlerde, ilk saatlerde yaşanan koordinasyon eksikliği, insanların çaresizliğini daha da artırdı. Enkaz başında bekleyenler, kurtarma ekiplerinin bir an önce gelmesini umut ederken, bazı bölgelere günler sonra yardım ulaştı. Soğuk hava, açlık ve susuzluk, hayatta kalma mücadelesini daha da zorlaştırdı. Bazı depremzedeler, “Biz burada ölmek zorunda mıyız?” diyerek yetkililere seslerini duyurmaya çalışırken, diğerleri çaresizce bir yardım eli bekledi. Ancak tüm bu zorluklara rağmen, gönüllüler, madenciler, arama-kurtarma ekipleri ve halk, seferber olarak enkaz altındaki her canı kurtarmak için mücadele etti. 6 Şubat depremleri, sadece binaları değil, milyonlarca insanın hayatını da yıktı. Çaresizlik, umutsuzluk ve kayıpların yarattığı derin acı, hafızalardan asla silinmeyecek. Ancak bu felaket, aynı zamanda dayanışmanın ve insanlığın en güçlü yönlerini de ortaya çıkardı. Şimdi önemli olan, bu felaketten ders çıkararak, gelecekte benzer acıları yaşamamak için daha sağlam önlemler almak ve bunu yetkililerden talep etmektir. Deprem değil ihmal öldürdü canlarımızı.
Unutmamak ve unutturmamak dileğiyle…
ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026ÇEVRE HABERLERİ
06 Haziran 2026
1
Cumhuriyetin doğum gününde çiftçi tarlasına “CUMHURİYET 102 YAŞINDA” yazdı…
2
Gaziantep’te peş peşe Gelen Trafik Kazaları: 3 Ölü, 3 Yaralı!
3
Gaziantep’te Kaçakçılık Operasyonu: 1 Milyon 350 Bin TL Değerinde Akıllı Telefon ve Elektronik Aksesuar Ele Geçirildi!
4
Çevrecilerden Acil Çağrı: Okullarda Hijyen ve Güvenlik Sorunu
5
Şanlıurfa Valiliği’nden Kar Fırtınası Uyarısı: “Dikkatli Olun”
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.