15 Ağustos 2025 Cuma
Sokak Hayvanlarının Zorlu Mücadelesi 4 Nisan Sokak Hayvanları Günü
Terörün Gölgede Bıraktığı Doğa: Sessiz Mağduriyetin Hikayesi
Zambak
Brezilya’da Jaguar Tarih Yazdı: 2,3 Km’yi Yüzerek Geçti
Deprem korkusu kronikleşiyor! Kahramanmaraş 4.4’lük sarsıntı kaygıyı yeniden tetikledi…
İkinci Taş Teoremi: Medeniyet ve İlerleme

Evet değerli dostlar, bu hafta ülkemizde bolca bulunan doğal taşımız kalsit minerali hakkında sizlere bilgiler vereceğim. Kalsit, yıllarca yaptığım gezilerde karşıma çıkan, güzelliği ve yapısıyla beni hayrete düşüren, ülkemizde çok sık karıştırılan ve aynı zamanda çokça bulunan; kalsiyum karbonat (CaCO₃) içeren bir karbonat mineralidir. Mineraloji sınıflamasında karbonatlar grubuna girer ve özellikle kalsit grubu minerallerin başlıca üyesidir.
Mohs sertliği 3, yoğunluğu yaklaşık 2,7 g/cm³’tür. Bu değerler, kalsitin elde kolay çizilebilen (bir çakı ya da sivri cisimlerle) ve oldukça hafif bir mineral olduğunu gösterir. Bu nedenle ülkemizde doğal taş ve takı yapımında işlenmesi zordur; çünkü kolayca dağılır ve işlem sırasında kalıcı hasar izleri bırakır.
Kalsit, ülkemizde sitrin ve kuvars taşlarıyla oldukça karıştırılmaktadır. Özellikle beyaz renkli kalsitler kuvars ile; sarı, turuncu ve kırmızı tonları ise sitrin ile karıştırılır. Ayırt etmenin en kolay yolu, sertlik testidir. Kuvars ve onun bir çeşidi olan sitrin, Mohs sertliği bakımından aynıdır (sertlik 7) ve çizilmeleri oldukça zordur; çelik bıçakla bile çizilmeleri güçtür. Fakat kalsit, en ufak sivri bir cisimle bile kolayca çizilebilir.
Kalsit mineralinin renkleri genellikle beyaz, koyu sarı, bal tonları, turuncu ve kırmızı tonlarında görülür. Özellikle Akdeniz bölgesinde gözlemlediklerim bal kalsit ve kırmızı tonları olmuştur. Ayrıca renksiz veya beyaz olan saf kalsit, çeşitli safsızlıklara bağlı olarak kahverengi ve yeşil tonlar da alabilir.

Mağara ve Traverten Oluşumlarındaki Rolü
Kalsit minerali, mağara oluşumlarında temel rol oynar. Karstik mağaralarda tavanlardan sarkan kalsit sarkıtları, yağmur ve yeraltı sularının içerdiği Ca(HCO₃)₂ bileşiğinin su (H₂O) ve karbondioksite (CO₂) ayrışarak CaCO₃ çökeltmesi sonucu oluşur. Bu süreçte tavanlarda sarkıtlar, tabanlarda ise dikitler meydana gelir.
Kalsit, traverten oluşumlarının da ana mineraldir. Pamukkale gibi doğal teraslar, sıcak suların taşıdığı kalsiyum karbonatın çökelmesiyle oluşmuş beyaz kalsit birikimleridir. Görüldüğü üzere kalsit, doğada en yaygın kalsiyum karbonat polimorfudur.

Kalsitin Oluşum Koşulları
Kalsitler çeşitli jeolojik ortamlarda oluşabilir. Başlıca oluşum koşulları şunlardır:
1. Sedimanter (Tortul) Kayaçlar
Deniz ve okyanuslarda yaşayan foraminifer, mercan ve yumuşakça gibi organizmaların kabuk ve iskeletlerinden biriken kalsiyum karbonat, zamanla sıkışıp sertleşerek kireçtaşı (limestone) adı verilen tortul kayaçları oluşturur. Bu kireçtaşları esasen kalsit mineralinden oluşur. Bu nedenle bulduğumuz bazı fosillerin içinde ya da dışında kalsit mineralleri görülebilir.
2. Metamorfik Oluşum (Mermerleşme)
Kireçtaşları yüksek sıcaklık ve basınca maruz kaldığında yeniden kristalleşerek mermer adını verdiğimiz metamorfik kayaçlara dönüşür. Mermerler büyük oranda kalsit (veya dolomit) minerallerinden oluşur. Kristal boyutu artabilir; iri kristalli beyaz mermerler yüksek saflıkta kalsit içerir. Türkiye, zengin mermer yataklarıyla bilinir ve kimyasal olarak saf olanları mikronize kalsit tozu üretiminde kullanılır.
3. Hidrotermal ve Diyajenetik Oluşum
Kalsit, sıcak sıvıların dolaştığı çatlak ve boşluklarda çökelerek damar dolguları şeklinde oluşabilir. Örneğin, Çanakkale Karabiga yöresinde granit kayaçların çatlaklarında iri kristalli kalsit damarları bulunmaktadır. Bu tip kalsit genellikle saydam ve iri kristaller hâlindedir (koleksiyonluk kalsitler).

Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri
Kalsit, bol bulunan bir mineral olup doğada geniş yayılım gösterir. Genellikle karbonatlı sedimanter kayaların (kireçtaşı) ve mermerlerin ana bileşeni olarak karşımıza çıkar. Suda çözünürlüğü düşük bir mineraldir; ancak suyun karbonik asit içermesi (CO₂ çözünmesiyle) çözünürlüğünü artırır. Bu nedenle kalsit, karstik yeraltı sularında bir yerde çözünür, başka bir yerde tekrar çökelerek doğada dinamik bir döngü izler.
Kalsit elektrik iletmez (yalıtkan bir mineraldir) ve asitlere karşı duyarlıdır; asidik ortamlarda dayanımı düşer.

Kullanım Alanları
Türkiye’de kalsit madenciliği büyük ölçüde mermer ocaklarının işletilmesi ve çıkan taşın öğütülmesi şeklinde yürütülmektedir. Özellikle Niğde ve Muğla gibi bölgelerde mikronize kalsit tozu üreten fabrikalar yoğunlaşmıştır.
• Boya Sanayi: Mikronize kalsit, iç ve dış cephe boyalarında dolgu pigmenti olarak kullanılır; boyanın örtücülüğünü artırır, maliyeti düşürür, sürülebilirlik özelliklerini iyileştirir.
• Kâğıt Endüstrisi: Kağıt hamuruna eklenen ince kalsit, kağıda dolgunluk ve opaklık verir; baskı kalitesini artırır.
• Tarım ve Hayvancılık: Öğütülmüş kireçtaşı (kalsit), toprak düzenleyici olarak asitli toprakları nötralize eder; hayvan yemlerine kalsiyum takviyesi olarak katılır.
• Cam ve Seramik: Üretiminde hammadde olarak kullanılır.
• Kimya ve İlaç: Çeşitli kimyasal süreçlerde kalsiyum kaynağıdır.
• Yapı Malzemeleri: Çimento ve harç yapımında kullanılır.
Kalsit çok yönlü ve ekonomik değeri yüksek bir mineraldir; ancak değerli taş kategorisinde yarı değerli olduğu için mali değeri düşüktür.Kalsit; jeolojik açıdan karbonat kayaçların ana minerali, biyolojik açıdan sayısız canlının kabuk ve iskeletinin yapı taşı, coğrafi açıdan ise Türkiye’nin dört bir yanında bulunan ve ekonomiye kazandırılan bir doğal zenginliktir. Antik çağlardan beri kireç ve harç yapımında kullanılan kalsit, günümüzde yüksek teknolojili ürünlerin dahi imalatında kullanılmaktadır.
Kalsit rezervlerimizin bilinçli yönetimi ve katma değerli ürünlere dönüştürülmesi, ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayacaktır.

Karaman ilinin Ermenek ilçesinde yer alan Philadelphia Antik Kenti (günümüzde Gökçeseki Örenyeri), antik Isauria ile Kilikia arasında konumlanmıştır. Gökçeseki Köyü’nün kuzeyinde bulunan antik kent, iki kayalık tepeye dağılmış durumdadır. Kentin akropolisi söz konusu tepelerden birinin üzerinde, nekropolisi ise bu tepenin hemen kuzeyindeki vadi ve yamaçlarda yer alır. Antik kayıtlar kentin kuruluşunu MS 38 yılı olarak verse de, arkeolojik bulgular yerleşimin bu tarihten önce başladığını göstermektedir. Özellikle Philadelphia nekropolisinde ele geçen ithal seramikler, burada en az Geç Helenistik Dönem’den (MÖ 2. yüzyıl) itibaren bir topluluğun var olduğuna işaret etmektedir.

Antik kaynaklarda Philadelphia adına, Coğrafyacı Ptolemaios’un Geographia adlı eserinde ve 6. yüzyılda Hierokles’in Synekdemos’unda rastlanır. Aslında Anadolu’da Philadelphia adını taşıyan üç kent vardır; Karaman’daki bu kent, bunlardan biridir. “Philadelphia” adı zamanla, Roma İmparatorluğu’nun mirasını sürdürdüğünü iddia eden Amerika Birleşik Devletleri tarafından da benimsenmiş; 27 Ekim 1682’de Pennsylvania Kolonisi’nde kurulan kente isim olarak verilmiş ve bu şehir bugün ABD’nin 6. büyük şehri olmuştur.

Philadelphia, Roma İmparatorluk döneminde önce Dağlık Kilikia eyaletine, geç antik dönemde ise Isauria eyaletine bağlıydı. Kent, en parlak dönemini Roma İmparatorluk ve erken Hristiyanlık (Geç Roma / Bizans-Doğu Roma) çağlarında yaşamış; bu dönemde kendi sikkelerini basmasının yanı sıra bölgenin önemli yerleşimlerinden biri haline gelmiştir. Şehir merkezine ait yapılar henüz tam olarak kazılmamış olsa da, akropol tepesinde Geç Roma veya Bizans dönemine ait yapı temelleri, su kanalları ve mimari bloklar tespit edilmiştir. Kentin Geç Antik Dönem sonrası (muhtemelen 7. yüzyıldan itibaren) önemini yitirdiği ve terk edildiği düşünülmektedir. (Philadelphia ismi Orta Çağ kayıtlarında geçmemektedir.)

⸻
Görkemli Nekropol: Şehir Mezarlığı
Philadelphia Nekropolü, zenginliğiyle Anadolu’daki en görkemli nekropollerden biridir. Kayalıklara oyulmuş çok sayıda kaya mezarı ve lahit bulunmaktadır. Her bir kaya mezarı, genelde bir aileye ait olacak şekilde birden fazla defin yapılabilecek ölçüde oyulmuştur. İnsanı kendine çeken ve büyüleyen bu kaya mezarlarının en güzelleri, Aslanlı lahit kapaklı olanlardır. Oyulmuş kaya mezarının içine basamaklarla (altyapı/podyum) çıkılarak, sizi bir aslan karşılamaktadır. Muazzam bir işçilikle her detayın itinayla işlendiği bu aslan lahit kapakları, mutlaka görülmeye değerdir.

Aslanlar, uzanmış bir vaziyette mezarı tamamen kaplarken pençelerinin altında avladıkları dağ keçisiyle birlikte simgelenmiştir. Antik heykel ustalarının farklı yorumları sayesinde, bazı aslanlarda biçimsel değişiklikler gözlemlenmektedir. Özellikle yele ve keçi figürlerinde farklı detaylar bulunmaktadır. Bazı örneklerde aslan keçiyi avlamış, üzerinde oturur vaziyette pençesinin altına almışken; diğerlerinde keçi yavru ve canlı olarak iki pençenin arasında durmaktadır.
Dostlar, Antik Çağ’da Anadolu’da dağ aslanlarının yaşadığı bilinmektedir. Bu durum, dönemin insanlarını etkilemiş ve aslanları mezar bekçisi olarak seçmelerine neden olmuştur. Bazı kaynaklar, aslanların lahit kapağı olarak tercih edilmesini, kötü ruhlardan ve mezar soyguncularından korunma inancına bağlamaktadır. Ancak, diğer birçok antik kentte olduğu gibi, Philadelphia’daki aslan kapaklı lahit mezarlar da zamanla tahribata uğramıştır. Özellikle pagan Roma inancının terk edilip Hristiyanlığa geçiş döneminde, bu mezarlar üzerinde ciddi değişiklikler yapılmıştır. Aslanların yüzleri düz bir şekilde kesilmiş, yeleleri ve sırtları düzleştirilmiştir. Hristiyan inancına uygun hale getirilip tekrar kullanılmışlardır.
Kilikia ve Isauria bölgelerinde aslan kapaklı lahit mezarlara sıkça rastlanmaktadır. Bu mezar geleneği sayesinde, bizlere bu muazzam sanat eserleri ulaşabilmiştir.
⸻
Sürprizlerle Dolu Bir Nekropol
2015 yılında nekropol alanında yürütülen arkeolojik kazılar sonucunda, antik bir atık/adak çukuru da bulunmuştur. Dostlar, arkeologlar için bu antik atık çukurları adeta bulunmaz bir nimet, yemekten sonra gelen bir tatlı gibidir.
10 × 10 metre boyutlarında bir alanda yoğun şekilde birikmiş arkeolojik malzemeler tespit edilmiştir. Kazı ekibi, bu alanın mezarlara adanan hediyelerin törenlerden sonra bırakıldığı bir sunu çukuru olduğunu düşünmektedir.
Özellikle bizzat gidip görme ve fotoğraflama fırsatı bulduğum bu alandan, toplamda 11 adet kireçtaşından yontulmuş büst çıkarılmıştır. Bu büstlerin, muhtemelen mezar anıtlarına ait portre heykeller olduğu düşünülmektedir. Kadın, çocuk ve erkek portrelerinin aile mezarlarına ait olduğu yönünde güçlü görüşler bulunmaktadır. Eserler, şu anda Karaman Müzesi’nde sergilenmektedir.
⸻
Sonuç
Dostlar, Philadelphia (Gökçeseki) Antik Kenti; Helenistik Dönem’den Bizans Çağı’na uzanan kesintisiz yerleşimi, benzersiz mezar anıtları ve olağanüstü buluntularıyla Kilikia / Isauria bölgesinin tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Kesinlikle görmenizi tavsiye ederim.

Değerli dostlar herkese merhaba bu hafta muhtemelen daha önce hiç duymadığınız çok etkileyici ve hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz gizemli Anahşa Kalesinden bahsedeceğim. Kale, (Eski Konacık) Pozantı-Belemedik Köyü yolunun batısında devlet demiryollarının Kaleboynu tüneli üzerinde ulaşılması oldukça zor, 1200 metre yükseklikte Çakıt Vadisi ‘ne hakim bir Geç Bizans savunma kalesi olarak yapılmıştır. Herkesin hayatında mutlaka bir kere uğramış olduğunu düşündüğüm Pozantı otobanından da kaleye ulaşım vardır. Dostlar Anahşa Kalesini gizemli ve özel yapan şey antik çağda, Antik Kilikia bölgesinin giriş kapısı olarak bilinen Gülek Boğazı girişinde çakıtsuyu çayının vadi olarak derinleştiği yerde olmasıdır. Bilindiği üzere Büyük İskender’in Pers seferi ve III. Darius karşılaşması öncesi Kilikia Bölgesine uğrayarak Gülek boğazından geçtiği düşünülüyor.

Gülek boğazı ilkçağlardan günümüze kadar geçiş yeri olarak kesintisiz kullanılmıştır. Boğazın en kritik iki yerinde Gülek Kalesi ve Anahşa Kalesi bulunuyor ve bu iki kale Orta Çağ’a ait. Anahşa Kalesi su yolunu ve vadiyi adeta iki koldan takip edercesine inşa edilmiş güney tarafı tamamen kayalık ve sarp durumda ayrıca bu bölümde yer yer istinat duvarları görülmekte. İç kısmı ise moloz taş bağlayıcı olarak da harç kullanılmıştır. Kalenin sur duvarlarının dış kısmı kabayonu kesme taş malzeme kullanılarak yapılmış olup 130 cm kalınlığındadır. Kale dikkat çekici şekilde büyük olup tepenin tamamına oturmaktadır. Yukarından bakıldığında yılanı andıran kale göz kararı aşağıdan bakıldığında adeta kartal yuvasını andırır. Kale duvarları yaklaşık 7 metre yüksekliktedir. Kalenin iç kısmında tonozlu yapılar ve sarnıçlar vardır.

Kaleye ana giriş kuzeyde olup kenarları düzgün kesme taş malzeme kullanılarak yapılmıştır. Ayrıca kalenin Ermeni krallığı döneminde de iskan gördüğü düşünülüyor. Sur duvarlarına dikkatlice bakıldığında onarım gördüğü ve bosaj tekniği olarak bildiğimiz çıkıntılı kesme taşların yapıldığı görülmektedir. Dostlar kalenin bir kartal yuvası olduğunu sizlere söylemiştim. Kale gezmek isteyenler Pozantı’nın Eski Konacık köyünün içindeki orman yolundan trekking yaparak ulaşabilirler. Mutlaka Baton ve içecek su ayrıca uygun bir trekking ayakkabısı almayı unutmayın. Muhteşem Toros Dağları manzarasıyla Anahşa Kalesi, Doğa ve Tarih severler için unutulmaz bir deneyim olacaktır.
Yiğit ÖZ
Instagram: Yigit0z
Mail: [email protected]

Merhaba sevgili okurlar,
Bu hafta Aladağlar Milli Parkı’nda bulunan Karasay ve Enzevit zirvelerinden bahsedeceğim. Bu zirveler, Aladağlar’ın hem güneyini hem de kuzeyini görebileceğiniz harika noktalardır. Öncelikle Aladağlar’ın en yüksek zirvesinin, 3771 metre yüksekliğindeki Kızılkaya olduğunu belirtelim. Aladağlar’da, tırmanışlar için 3700 metre üzerinde dört zirve ve 3500 metrenin üzerinde 50’den fazla zirve bulunmaktadır. Bu zirveler, Niğde il sınırları içinde devam eden Toros Dağ kıvrımlarının (Orta Toroslar) en yüksek noktalarıdır. Bölgede 100 yıldan fazla süredir profesyonel dağcılık yapılmaktadır. Ayrıca Aladağlar, oldukça tehlikeli bir dağ silsilesidir; ülkemizde en çok dağcılık ölümleri maalesef Aladağlar’da kayıtlara geçmiştir. Bu ölümler çoğunlukla kış aylarında, kış dağcılığı yapanların başına gelmiştir. Ancak bunlar, sizi bu muazzam milli parktan uzak tutmasın. Dağcılık lisansı ve eğitimi olan her bireyin bu dağlara gelmesini şiddetle tavsiye ediyorum. Hayatınız boyunca unutamayacağınız bir deneyim olacağından emin olabilirsiniz.
Karasay ve Enzevit Zirvesine Doğru
Ben, Erkan Demir hocam eşliğinde bir grup dağcıyla birlikte 17 Ağustos 2024’te Sokullupınar kamp alanına geldik ve çadırımızı kurduk. Bu kamp alanı, Niğde’ye bağlı ve Aladağlar’da dağcılık yapanların uğrak noktası olarak bilinmektedir. Burada kamp ücretleri değişiklik gösterebiliyor. Türkiye Dağcılık Federasyonu’na kayıtlı ya da dağcılık lisansına sahip olanlar için kamp ücretlerinde indirim uygulanmaktadır. Sıcak karşılamaları ve ulaşımdan yiyeceğe kadar her türlü eksiğinizin karşılandığı bir ortam sunuyorlar. Ayrıca Aladağlar içinde kamp kurmak ya da eşyaları katırlarla taşımak isteyenler, Recep Şenol’dan yardım isteyebilir. Kısacası, milli parkta her türlü yardım mevcut.

İlk gün kısa bir irtifa uyumu için yürüyüş yapıp kamp alanına tekrar döndük. Zirve için hazırlıklarımızı yapıp son istişarelerimizi gerçekleştirdik. Gece 02.00 civarında tam hazırlıkla kasklarımızı ve kafa lambalarımızı takarak tempolu yürüyüşümüze çıktık. Hava 20 derece civarıydı. Aladağlar, genellikle dik çıkışlı ve tam kondisyon gerektiren bir milli park. Yarım saatte bir, 5 dakikalık molalarla su içmeyi ihmal etmeden Çelikbuyduran geçidine doğru yaklaştık. Bu geçit, Emler zirvesine doğru dönüyor fakat biz Karasay için sağ patikadan devam ettik. Hafif gün doğmaya başlamış harika manzaralar eşliğinde yürüyüşümüze devam ettik. Dağcılar tarafından bilinen meşhur mola taşında ilk molamızı verdik. Kahvaltımızı yaparken insanlarda müthiş bir hayranlık uyandıran dağ keçilerini izlemeye daldık. Sonra toparlanıp, az kalmış olan Karasay zirvemize doğru yola koyulduk.

3000 metreye ulaştık fakat bir anda rakım hastalığı olarak tabir edilen o malum hastalık bizleri vurdu. Vücudumda aniden şiddetli mide bulantısı, baş ağrısı ve sersemlik başgösterdi. Bulantıya dayanamayanlar istifra ettiler. Sevgili okurlar, böyle durumlarda çantanızda mutlaka yağsız tuzlu gıdalar bulundurmanızı tavsiye ediyorum; bu, bulantıyı büyük oranda kesiyor. Hastalığı az da olsa su ve tuzlu gıdalarla hafiflettik. Karasay zirvemize çok az kalmıştı ve karşımda parmak kayalığını görmeye başlamıştım. Tırmanışımıza devam ettik ve artık Karasay zirvesindeydim. Muazzam bir görüntü sevgili dostlar; bütün Aladağlar ayaklarımızın altında, karşıda parmak kayalığı, arkada Emler ve Kızılkaya zirveleri. 30 dakika boyunca hayallere dalıp zafer sarhoşluğu eşliğinde zirvenin tadını çıkardım. Artık dönüş vaktine gelmişti.

Sevgili okurlar, mutlaka Aladağlar Milli Parkı’na gelin. Bütün dağcıların, mutlaka gelip zirve yapması gerekiyor. Zirve yapmasanız bile, mutlaka Sokullupınar kamp alanında kamp kurun ve o müthiş manzarayı izleyin.


Merhaba değerli okurlar, bugün sizlere Hasandağı’ndan bahsedeceğim. Hasandağı’nın jeolojik yapısına, dağcılık faaliyetlerine uygunluğuna ve çevresindeki tarihsel süreçlere değineceğim. Elbette anlatacaklarım arasında kendi deneyimlerime de yer vereceğim.
Hasandağı, İç Anadolu’da Aksaray yakınlarında bulunan büyük bir stratovolkandır. Heybetli konik görünümü ve volkanik yapısıyla dağcıları ve doğaseverleri her zaman kendine çekmiştir. Niğde ve Aksaray arasında seyahat edenlerin gözünde, pencereden bakıldığında sanki hiç kıpırdamayan bir manzara oluşturur. 3.256 metre yüksekliğindeki Hasandağı, halen aktif bir volkandır. Hasandağı volkanının çevresindeki püskürmeler yaklaşık 13 milyon yıl önce başlamış ve tarihsel çağlara kadar devam etmiştir.
Kapadokya Bölgesi ve Ihlara Vadisi’nin Hasandağı ve Erciyes Dağı tarafından oluşturulduğu bilgisi ise yanlıştır. Günümüzde hala bu yanlış bilgiye ısrarla inanılmaktadır. Aslında, Kapadokya Bölgesi bu iki genç volkanik dağdan çok daha önce oluşmuştur. Hasandağı’nın iki belirgin zirvesi, Büyük Hasan ve Küçük Hasandağları, andezitikten dasitike lav domlarıdır. Bazalttan riyolite kadar değişen kayaçların bulunduğu Hasandağı’nda, zirve kalderası, çift zirve, domlar, ignimbiritler, blok ve kül akıntıları bugünkü yapıyı oluşturmuştur.

Dağcıların Vazgeçilmez Rotası
Hasandağı’na tırmanmak için en uygun zamanlar mayıs ve yaz aylarıdır. Zirveye ulaşmak için üç veya dört rota bulunur. Genellikle Aralık ayında Hasandağı’na kar düşmeye başlar. Kış dağcılığı yapanlar bu dönemde tırmanış hazırlıklarına başlarlar. Tek başına bir dağ oluşumu olduğu için Hasandağı ani hava değişiklikleri gösterebilir. Bu nedenle kış dağcıları çığ ve kar fırtınasına karşı dikkatli olmalıdır. Dağcılığa yeni başlayanlara ise yetkin bir rehber eşliğinde tırmanmaları tavsiye edilir.

Ben Hasandağı’na Erkan Demir hocamızın rehberliğinde tırmanma fırsatı buldum. 23 Temmuz’da Aksaray üzerinden Helvadere kasabasına ulaşıp, dağın eteğindeki kamp alanında çadırlarımızı kurduk. 02:00’da faaliyet için kalktık ve sıkı bir yürüyüşe başladık. Hava temmuz olmasına rağmen 22 dereceydi. Su tüketimine dikkat ettik ve yükseldikçe hava soğumaya başladı. Gün ağarmaya başladığında ufukta beliren kırmızıçizgi ve karşımızda duran Erciyes Dağı’nın asil görünümü unutulmaz bir sahne oluşturdu. Yürüyüşümüzün sonunda zirveye ulaştık, karşımızda küçük Hasandağı ve kurumuş bir krater gölü vardı. Tırmanış sonrası herkesin bu deneyimi yaşaması gerektiğini düşündüm. İç Anadolu’nun manzarası ayaklarımızın altındaydı.

Çatalhöyük Sakinlerini Korkutan Dağ
Çatalhöyük, dünyadaki ilk neolitik kentleşme örneği olarak bilinir. Konya’nın Çumra ilçesinde bulunur. Çatalhöyük sakinleri 8.500 yıl önce kerpiç bir duvara bir harita çizmiştir; bu harita dünyanın bilinen ilk şehir haritasıdır. Çizimde şehrin üzerinde bir yanardağ resmedilmiştir, bu yanardağ ise Hasandağı’dır. Hasandağı’nın patlaması o dönemin insanları üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Bu çizim, bizlere tarihin derinliklerinden bir miras olarak kalmıştır.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.