• HABERLER
  • İNTERAKTİF
  • HESAP
  • FİNANSİF
  • GAZİANTEP
  • EKOLOJİ
Zehirlenen Şehir, Uyanan Ruh

Zehirlenen Şehir, Uyanan Ruh

İnsanları doğadan uzaklaştıran kapitalizmin gölgesinde, doğanın haykırışına uzun soluklu bir gözlem…

ABONE OL
19/09/2025 02:00
Zehirlenen Şehir, Uyanan Ruh
Gizem Sezer Aktaş
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Zehirlenen Şehir, Uyanan Ruh

Merhaba sevgili okurlar,
Uzun zamandır kalemi elime almadım. Yazmayı, okumayı, hatta gazeteciliği bir süreliğine rafa kaldırmıştım. Hayat bana yeni bir yol açtı: Hamileyim. Henüz altı aylık bir gebeyim. Bu süreçte, kadın olmanın getirdiği hormonal değişimlerin yanı sıra, ruhsal olarak da bambaşka bir yolculuğa çıktım. Belki de ilk kez bu kadar derin bir gözlem yapma fırsatı buldum.

Gaziantep’ten Karadeniz’in bir şehrine taşındım. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşadığımız çevre felaketleri ve özellikle 6 Şubat depremi bende bir tür “uyanış”a sebep oldu. O günden sonra doğaya daha dikkatle bakmaya, kapitalizmin açgözlü düzeninin doğa üzerindeki tahribatını daha net görmeye başladım. Teknoloji ve sosyal medyanın hayatımıza verdiği zararlara rağmen, okuduklarım ve takip ettiklerim sayesinde büyük şirketlerin dünyayı nasıl zehirlediğini daha çok fark ettim.

Geçmiş yaşamımda çoğu kez insanlardan gelen kıskançlık, kibir ya da yargılar nedeniyle içime kapanmıştım. Bu kıskançlık; apartmanlara sıkışmış, teknolojinin kölesi olmuş ve üretimden, emekten kopmuş insanların benim tabiatıma ve gözlemlerime yaşadıkları hasetti. Ama doğa benden hiç vazgeçmedi. Ruhumun karanlık anlarını hayvanlar hep hissetti. Kendimi en yalnız hissettiğimde bir kedi gelip kucağıma oturdu, kargalar sabahın erken saatinde sanki “kalk, kalk” diyerek bana seslendi. Hatta bir gün, 4 aylık gebeyken, maviye bulanmış küçük bir kedinin kucağıma tırmanmasıyla bebeğimin erkek olduğunu hissettim. Bilimsel açıklaması olmayabilir, ama doğa bana hep bir şeyler fısıldıyordu.

Soruyorum size:
Kaçınız günün büyük kısmında gökyüzüne bakıyorsunuz?
Kaçınız kaldırımdaki bir karıncanın yiyeceğini nereye taşıdığını merak ediyorsunuz?
Ya da sabahın sessizliğinde bir kuşun ötüşünü dinliyorsunuz?

Oysa atalarımız bunu yapıyordu. Şaman kökenli dilimizde doğanın izleri, isimlerimizdeki anlamlarda hâlâ saklı. Ne kadar farkındayız bu köklerin? Ne kadar farkındayız aslında gözlemleyemediklerimizin?

Ekogazete.com’u kurarken de bu farkındalık benim yol göstericim oldu. Doğa ve hayvanlar, felaketlerden önce beni uyardı. Gaziantep’in havasının yıllardır kirli olduğunu hepimiz biliyoruz ama çoğumuz “neden” diye sormuyoruz. Oysa cevap çok açık: Kapitalizmin gözü doymaz tüketim düzeni. Fabrikalar, plansız kentleşme, kontrolsüz sanayi atıkları… Tüm bunların bedelini biz de, hayvanlar da, doğa da ödüyor.

İçimde büyüyen bir çocuk var. Bu dünyaya gelecek, temiz hava soluyacak mı, özgürce koşabilecek mi, doğayla bağını kurabilecek mi bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Doğa bize sürekli işaretler gönderiyor. Yeter ki onları görmeyi bilelim.

Gelecek hafta sizlere Gaziantep’in kirli havasının asıl nedenlerini ve çözüm yollarını daha detaylı anlatacağım.

Şimdilik sizden tek bir şey rica ediyorum: Başınızı bir kez olsun telefondan kaldırıp gökyüzüne bakın. Çünkü doğa hâlâ konuşuyor, hâlâ haykırıyor. Onu duymak, bize kalmış.

Keyifli okumalar…

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Would you like to receive notifications on latest updates? No Yes